YARIM KALAN Annem ahizeyi sararmış dantelin üstüne bıraktıktan sonra bana seslendi; İsmail telefon sana. Sesi duymamla merdivenlere yöneldim. İyi ki kapattırmamışız ev telefonunu, görüyor musun? Bir de ne gerek var diyordun, diye serzenişte bulundu. Kimmiş diye sormama fırsat vermeden; arkadaşınmış sana ulaşamamış, ev telefonunu aramış deyiverdi. Ah benim tez canlı annem! İyi de benim cep telefonum açıktı ki. Her ne kadar sürekli sessizde tutmamdan ara sıra şikayet eden arkadaşlarım olsa da ev telefonunun numarasını bilen kimse yoktu. Ben bile en son ne zaman aradım hatırlamıyorum. Ezberim de iyi değildir hem. Yatılıya ilk gittiğim zamanlar ranzamın üstüne, dolabımın kapağına, sıfır beş uçlu kalemimin içine kısacası görebileceğim her yere yazmıştım numarayı. Hoş kaç kere aradım sanki. Ya sıra olurdu ankesörün önünde ya da benim kartım olmazdı...