Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim, 2023 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

YARIM KALAN

   YARIM KALAN                 Annem ahizeyi sararmış dantelin üstüne bıraktıktan sonra bana seslendi; İsmail telefon sana. Sesi duymamla merdivenlere yöneldim. İyi ki kapattırmamışız ev telefonunu, görüyor musun? Bir de ne gerek var diyordun, diye serzenişte bulundu. Kimmiş diye sormama fırsat vermeden; arkadaşınmış sana ulaşamamış, ev telefonunu aramış deyiverdi. Ah benim tez canlı annem! İyi de benim cep telefonum açıktı ki.  Her ne kadar sürekli sessizde tutmamdan ara sıra şikayet eden arkadaşlarım olsa da  ev telefonunun numarasını bilen kimse yoktu. Ben bile en son ne zaman aradım hatırlamıyorum. Ezberim de iyi değildir hem. Yatılıya ilk gittiğim zamanlar ranzamın üstüne, dolabımın kapağına, sıfır beş uçlu kalemimin içine kısacası görebileceğim her yere yazmıştım numarayı. Hoş kaç kere aradım sanki. Ya sıra olurdu ankesörün önünde ya da benim kartım olmazdı...

GÖLGELER

GÖLGELER  Saati sabah yedi buçuğa kurdu. Her ne kadar bu küçük semtten şikayetçi olsa da gazete binasına çok yakındı evi. Bu sayede sabahları yarım saat fazladan uyuyabiliyordu. Üstelik kirası da uygundu. Annesi vefat ettikten sonra daha küçük bir eve çıkmak istemiş fakat sevimli ev sahibeleri ‘’ Bari sen gitme Firdevs. Elimizde büyüdün sayılır . Anneni kızım seni torunum bildim . Şimdi sen de gidersen ikinizin yokluğuna nasıl alışırım ? ’’ demişti. Firdevsin; evdeki hatıralarla beraber daha fazla yaşayamayacağını ve küçük bir evde kendine yeniden bir düzen kurması gerektiğine dair ısrarları ev sahibesini ikna etmeye yetmişti. Hatta ev sahibi  son iyiliğini de yapmış şu an oturduğu evi bulmasına yardımcı olmuştu. Alarm sesiyle uyandı ve çoğu insanın aksine bu sesle uyandığına sevindi. Çünkü günlerdir gözüne sağlam bir uyku girmemiş dahası daldığı anda annesinin sesi ile uyanır olmuştu. İyiydi daha da iyi olacaktı. Kalktı ve elini yüzünü yıkayıp hazırlanmaya başladı. Kahvaltıyı...

HEYULA

HEYULA   Kalabalıklar arasından sıyrılıyorum. Dönemeci geçene kadar nefes nefese kalıyorum. İnsanlar, insanlar ve çeşit çeşit yüzleri. Her bir yüz Allah’ın onlara ezelde takdir ettiği kaderi yaşamaya and içmiş gibi bakıyor. Asi olanların kellesi vuruluyor uzak ülkelerde. Onların cesaretine özeniyorum. İsimleri unutuluyor yüzlerin. Bu kez yaşamanın manasını sorguluyorum. Ben ne zaman öleceğim tanrım? Sabah olunca mı?  Adını dahi bilmediğim sabahlara özlem duyuyorum şimdi. Sokağın ötesinde köpek havlıyor. Gitmeliyim. Bu kadar soluklanma yeter. Hem doktor ne demişti? İlk gün sadece bir saat dışarı çıkabilirmişim. Ben tam yüz yedi gün kırk dört saattir dışarı çıkmıyordum. Taa ki on dakika öncesine kadar. Ceplerimi yokluyorum. Yürürken ayaklarımın ucuna düşüveriyor  ilaç kutusu. Kapağını açıyorum. Sadece bir tane hap kalmış. Kaç tane içtiğimi unutuyorum. Adımı unutuyorum o an. Yürüdüğüm yolu, başımdaki göğü ,annemin örgülü saçlarını. Hatırlam...