2. GÜN
Herkesin her yeni şeye pazartesi günü başlama isteğini anlıyordum ama bende bu yöntem hiçbir zaman işlemedi. Uzun zamandır günlerin bi önemi ya da motivasyonu kalmamıştı benim için. Öyle ki 100 mükemmel gün challenge ma dün yani pazartesi başladığımı fark edemeyecek kadar. Bilmeden de olsa ben de artık “pazartesi başlayanlar “ topluluğuna katılmıştım. Sırada önümde yapılması gereken yarışlar varılması gereken hedefler vardı. Sahiden de öyle miydi? Hayır. Peki değişen neydi?
Çocukluğumdan beri her şeyim planlı programlıydı. İdareci ve son derece disiplinli bi babanın kızı olarak büyüdüm. Bize kattığı en güzel haslet daima dakik, planlı programlı dahası yaptığımız işlerde son derece disiplinli bireyler olmamızdı. O zamanlar hatta sonrasında da bunun hep iyi bir şey olduğunu toplum tarafından takdir edilesi bir özellik olduğunu düşündüm. Hayatımda hep bir sonraki adımım ailem tarafından planlanmıştı. Önümü görebiliyordum. Hep aşılması gereken yollar başarılması gereken hedefler vardı. Gelecek benim için “ öngörülebilir “ bir şey oldu her zaman. Bu kulağa çocukça gelebilir kabul ediyorum. Belki çabalarım belki dualarım belki de tamamen yaratıcının lütfuyla gerçekleşti her şey. Taa ki; yıllarca bu şehirde yaşamak için dualar ettiğim İstanbul a geldikten beş ay sonra pandemi çıkana kadar. Artık geleceği öngöremiyordum.
Belirsizlik bende hep kaygı yaratır. Bi sonraki adımımı bilmeliyim. Yarın evde de olsam neler yapacağımı planlarım. Planlardım daha doğrusu. Planlarım dışarıdan bi müdahele ile sekteye uğrar yahut gerçekleşmezse çok sinirlenirdim. Özel alanım ihlal edilmiş gibi. Kendime dair her şeyi kontrol ettiğim gibi zamanı da kontrol etmeye çalışmışım ama haberim olmamış. Gücüm yetmemiş çok sonradan fark ettim. İşte bazı anlar lütuf olarak saydığım bana çokça faydası olan bu özelliğim önce pandemi sonrasında hayatımda yaşadığım diğer olaylar vesilesiyle biraz törpülendi. Bence iyi de oldu. Her şeyi kontrol edemezdim. Geleceği göremezdim. Her şey planladığım gibi gidemezdi. Esnemeye alan açmaya olduğu gibi kabullenmeye benim de ihtiyacım vardı. Halen de tam anlamıyla bunları başarabilmiş değilim.
Yeni yıl gelirken insanlar bi heyecanla ajanda alıyorlar. Ben sanırım ilk ve son ajandamı 2020 yılında almıştım. Mor renkliydi çok iyi hatırlıyorum. Yeni bi hayat yeni bi şehir keşfedilecek onca güzellik beni bekliyordu. Çok geçmeden pandemi oldu. Ajandam ise halen kitaplığımda sayfaları doldurulmayı bekliyor.
O yıldan sonra gerçekten yeni yıla dair hiç plan program yapmadım. Kendimi artık çok iyi tanıyordum kaygı seviyesi yüksek bi insandım. Hedeflerime ulaşamayınca en çok da kendime kızıyordum. Tıpkı otuz yaşına gelmeden bunları öğrenmiş ol diye not ettiğim şeyleri öğrenemediğim için kendime kızdığım gibi.
Peki tüm bu olanlardan sonra neden buradayım? Neden böyle bi şeye ihtiyaç duydum? Konunun ne yeni yılla ne de başka bir şeyle ilgisi var. Konu tamamen benim.
Bu yolculukta kendime hedefler koymadım. Plan program yapmadım. Belki sadece niyet aldım diyebiliriz. Zor geçen kırk günün ardından güzel geçmesini umduğum yüz mükemmel gün.
Bu sabah da erken uyanmadım. Eskiden olsa kendime çok kızardım. Kırk sabah erken kalkma challenge yapıp daha beşinci günden fire verirdim. Ben sabah insanı değilim kabul ediyorum o yüzden erken kalkmadığım için artık kendime yüklenmiyorum.
Alarm çalmadan on dakika önce kendiliğinden uyanmıştım uykumu tam almadığımı fark edince alarmı kapattım ve geri uyudum. Uyandığım da ise aklımda sadece yürüyüşe çıkmak vardı. Bu yolculuğumda yapmak istediğim en önemli şey yürüyüşü alışkanlık haline getirmek. Mümkünse her gün değilse gün aşırı. Kahvaltımı kefir içerek yaptım. Giyindim kulaklığımı taktım spor ayakkabımı giydim ve dışarı çıktım. Önceden olsa bi deniz kenarı yahut orman olmadığı için bahaneler uydururdum. Günlerce evden çıkacak gücü bulmayan ben için büyük adımdı bu. Kulağımda yürüyüş arkadaşım epeyce yürüdüm. Eve dönüş yolunda her zamanki cafeye oturup bir kahve içtim. Bu eylemin benim için rutine dönmesinin minik adımlarıydı. Yeniden hayata karışmak. İnsanları izlemek. Ayağının bastığı yeri hissetmek. Göğe bakmak. Güneşin sıcaklığıyla ısınmak. Her şeye rağmen yaşamak. Kahve içerken çevremde gördüğüm manzaralar benim hassas yönlerimi tetiklemiş olabilir evet ama yoluma devam etmesini bildim. Bunun benim için ne kadar zor olduğunu tahmin bile edemezsiniz. Bu yolculukta öğrenmeyi belki de aşabilmeyi istediğim şeylerden biri ise; gücümün yetmediği konularda üzülmeyi bırakabilmek.
Eve girmeden sitenin altındaki marketten alışverişimi yaptım. Yemeği hazırladım. Yarın iki arkadaşım bana geleceği için tiramisu yaptım.
Bir günün benim için mükemmel geçmesi demek o gün kimsenin zorlamasıyla değil de tamamen kendim istediğim hal üzerine yaşayabilmek. Dahası günlerce haftalarca düşünüp içinden çıkamadığım konuları en azından günün bir bölümünde öteleyebilmek başka şeylere alan açabilmek. Bugün öyle bi gündü.
Günler öyle ya da böyle geçer. Önemli olan eve dönüşün sıcacık hissettirmesi galiba. Bunu hissedebildiğim için bile bugün mükemmel bir gündü.
#100mükemmelgün
Yorumlar
Yorum Gönder