Ana içeriğe atla

5. GÜN 

Beşinci günden merhabalar!

Burayı takip eden var mı? Bir ses verin lütfen:) Selamlarım kimlere gidiyor bilmek isterim.


Sabah alarmsız uyandım. Bunun bi çok insan için bulunmaz bir nimet olduğunun farkındayım. Çalışan insanların bana özendiğinin de. İnanın özenilecek bir hayatım yok. Ben ne buhranlar geçiriyorum kimsenin haberi olmuyor :)))  Sürekli evde olmanın verdiği psikolojik ağırlığı kimse konuşmuyor mesela. Özel sektörde çalışmanın da ayrı bi zorluğu var. Çalışmanın da çalışmamanın da artısı eksisi var tabii. Hayatımın bu döneminde çalışmıyorum gelecek ne gösterir bilinmez. Bu sıralar sadece “ kendime nasıl daha iyi gelirim “ i düşünüyorum. Tüm çabam bu yönde. Benim gibi herkese bol kepçe şefkat dağıtıp kendine gelince cimrilik yapan bi insan için öğrenilmesi zor meseleler bunlar. Öğreniyorum yavaş yavaş. 


Hafif bi kahvaltı yaptıktan sonra ne zamandır ertelediğim omuz ve boyun egzersizlerini yaptım. Kaygılı insanların sorunu sürekli bi yerlerin kasılması olabilir mi? Bence olabilir. Ne zaman bi yerlerim ağrısa egzersiz yapmak için youtube dan aktif fizyo kanalına bakıyorum. Oradaki doktor hanımın yaptırdığı egzersizlerin çok faydasını gördüm. Bunu ertelemeden yapmak bile kendime duyduğum öz şefkatle ilgili. 


Öğleden sonra da yine güneş açtı. Evimiz aşırı derecede güneş aldığı için kış güneşi alsa bile hemen ısınıyor. Yazın da çok sıcak asla durulmuyor maalesef. Hava tam yürüyüş havasıydı ama dün çok yürüdüğüm için bugün evde kalmaya niyetliydim. Saat beşe kadar evin işlerini hallettim. Tam beş olduğunda sitenin spor salonuna inmek için asansöre yöneldim ki; yönetici ve sitenin teknik elemanını gördüm. Sıcak sularda sorun olduğunu söyledim. Daha önce iki kez gelmişlerdi. Aynı katta başka daireye bakacaklarını evde beklememi söylediler. Eve geçtim çok geçmeden iki beyfendi geldi. Peteklere sıcak suya baktılar. Bu siteye haziran ayında taşındık sekiz yıllık bir bina güya ama sıkıntılar bi türlü bitmedi. Sitedeki tüm tesisatı kullanılan çoğu şeyi yenilediler. Koridorda boruların geçtiği dolabı açıp bana bi şeyler gösterip  tane tane anlattılar. Sonrasında eğer yarın temizlediklerinde yine sıcak su akmazsa gösterdikleri parçanın değişmesi gerekiyormuş ev sahibi karşılamak zorundaymış ve çok pahalıymış. Gerçekten pahalı. Umarım temizlenince düzelir. Biraz sinirlendim açıkçası. Genel tadilata dünya kadar para vermemize rağmen “o şey “ demirbaş sayıldığı için bizim almamız gerekiyormuş. 


Yürüyüş yapmak için spor salonuna indim. Kadın erkek günleri ve saatleri farklı. O gün ve o saatlerde inmek için fırsat kollamam gerekiyor. Aylardır inmemiştim. Bu sefer boştu ama küçük tadilat işleri varmış şartelleri indirmişler  aletler çalışmıyordu. 


Buna da tamam dedim ve bahçeye çıktım. Dışarı çok soğuk olmasına rağmen bi bankta uzun uzun oturdum. Can Bonomo “Sar “ şarkısını dinleyerek on beş dakika yürüyüş yaptım. Soğuk hava iyi geldi. Üşümek insanı kendine getiriyor. Şarkıda “ sar bi dal daha yak gitsin “ diyor. hayatımda hiç sigara içmedim. Geçen senelerde tiwitterda bi şey okumuştum. Hemcinsim demiş ki” hayatımda hiç sigara içmedim ama ara ara canım sigara istiyor.” Ben içmiyorum içen varsa benim yerime yakabilir :)))


Sonrasında eve çıktım. Evde tek olduğum için çarşamba gününden (halen evet ) kalanlarla kendime bi çay tabağı hazırladım. 

YouTube üzerinden sanat tarihi derslerini izlediğim bi kanal var onu açtım. Orada yeni bi ressamla tanıştım ismi de; Caspar David Friedrich. Kendisi alman bi ressam. Penceredeki Kadın tablosunu ele alan bi video izledim. 

Tablodaki kadında kendime dair bi şeyler buldum. Dışarıda akan bi hayat var ve o kendi iç dünyasına o kadar gömülmüş ki sürekli pencereden izlemek zorunda kalıyor. Belki dışarı çıkmak istiyor ama ayakları geri geri gidiyor. Belki de bi anlam arıyor?  O bi türlü dinmeyen arayış, bekleme halini çok iyi bilirim. Bazen de bi boşvermişlik hissi. Kendini dışarıdaki dünyaya kapattığında eski heyecanını da unutuyorsun. Unuttuğun bir şeye de özlem duyamazsın değil mi? Yine de pencere açık. Her daim bi umut var. Tamamen de vazgeçmiş değil. Gelecek güzel günler. 


Öyleyse bugünün kelimesi Ricerca di senso olsun. 

 

Bir de bu sıralar okuduğum kitapta Sevsen ve Münzir karakterleri var. Onların ilişkilerini İlk ve Son dizisindeki  Barış ve Deniz çiftinin hikayesine benzettim. O dizi ilk yayınlandığında burun ameliyatı olmuştum ve geceleri asla uyuyamıyordum. O dizi bana acılarımı unutturdu diyebilirim. Sevsen ve Münzir in sonu ne olacak merak ediyorum. 


Bu sıralar kitap okumaya döndüğüm ve yavaş yavaş o lezzeti tekrardan tattığım için mutluyum. Yine herkes ocak ayı gelmeden kendine bi hedefler koymuş. Takdir ediyorum doğrusu. Benim kitaplığımda okumadığım kitaplar var ama bi tanesini özellikle bekletiyorum. Kış gelsin kar yağsın o zaman okuyacağım. 


Şimdi çay koydum kendime bi film açtım onu izleyeceğim. 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

2. GÜN  Herkesin her yeni şeye pazartesi günü başlama isteğini anlıyordum ama bende bu yöntem hiçbir zaman işlemedi. Uzun zamandır günlerin bi önemi ya da motivasyonu kalmamıştı benim için. Öyle ki 100 mükemmel gün challenge ma dün yani pazartesi başladığımı fark edemeyecek kadar. Bilmeden de olsa ben de artık “pazartesi başlayanlar “ topluluğuna katılmıştım. Sırada önümde yapılması gereken yarışlar varılması gereken hedefler vardı. Sahiden de öyle miydi? Hayır. Peki değişen neydi?   Çocukluğumdan beri her şeyim planlı programlıydı. İdareci ve son derece disiplinli bi babanın kızı olarak büyüdüm. Bize kattığı en güzel haslet daima dakik, planlı programlı dahası yaptığımız işlerde son derece disiplinli bireyler olmamızdı. O zamanlar hatta sonrasında da bunun hep iyi bir şey olduğunu toplum  tarafından takdir edilesi bir özellik olduğunu düşündüm. Hayatımda hep bir sonraki adımım ailem tarafından planlanmıştı. Önümü görebiliyordum. Hep aşılması gereken yollar başarılması ge...
 12. Gün  Mükemmel bir gündü  Her ne kadar yine yeniden sabah ezandan sonra uyumakta zorluk çeksem de ve erken bi saat (09:30 benim için erken evet ) mobilyacıdan gelen telefonla uyandım. Bir saate sizdeyiz dedi. Telefonu kapatıp geri uyudum çünkü neden uyumayayım?  Saat on bire doğru bir ay öncesinden aldığımız koltuklar geldi. Mecbur kalktım artık. Günün ikindiye kadar olan kısmında mobilyaları monte etmek, odaları temizlemek ve yerleştirmekle geçti. A ltı senenin sonunda “kendime ait bir odam” oldu. Salonumuz gri soğuk tonlarda olduğu için bu oda renkli olsun istedim ve turuncu koltukla çağla yeşili berjer sipariş ettim. Odayı yerleştirince eve enerji geldi resmen. Turuncu rengi ya da kiremit rengin de diyebiliriz hayatıma son yıllarda yavaş yavaş dahil ettiğim bir ton. Yeni yıl ajandamı da turuncu renk seçtim. Her şeyi mavi ve mavinin tonları olan benim için büyük riskti ama bu koltuk şimdiden içimi ısıttı. Hem rengin hem de yeniliğin verdiği o taze enerjiye hayr...