12. Gün
Mükemmel bir gündü
Her ne kadar yine yeniden sabah ezandan sonra uyumakta zorluk çeksem de ve erken bi saat (09:30 benim için erken evet ) mobilyacıdan gelen telefonla uyandım. Bir saate sizdeyiz dedi. Telefonu kapatıp geri uyudum çünkü neden uyumayayım?
Saat on bire doğru bir ay öncesinden aldığımız koltuklar geldi. Mecbur kalktım artık. Günün ikindiye kadar olan kısmında mobilyaları monte etmek, odaları temizlemek ve yerleştirmekle geçti. Altı senenin sonunda “kendime ait bir odam” oldu. Salonumuz gri soğuk tonlarda olduğu için bu oda renkli olsun istedim ve turuncu koltukla çağla yeşili berjer sipariş ettim. Odayı yerleştirince eve enerji geldi resmen. Turuncu rengi ya da kiremit rengin de diyebiliriz hayatıma son yıllarda yavaş yavaş dahil ettiğim bir ton. Yeni yıl ajandamı da turuncu renk seçtim. Her şeyi mavi ve mavinin tonları olan benim için büyük riskti ama bu koltuk şimdiden içimi ısıttı. Hem rengin hem de yeniliğin verdiği o taze enerjiye hayranım.
Çalışmaya başladıktan sonra yaptığım ilk büyük harcama annemlerin evindeki odama baza almaktı. Öncesinde hem yurtta kaldığım hem de annemlerin evi küçük olduğu için hiç odam olmamıştı. İzne gelince çekyatta yatmaya devam ediyordum. İlk defa para kazanmaya başlamış, ilk defa bi odam olmuştu ve ilk yatağıma da yirmi bir yaşımda kendim almıştım. Sonrasında aldığım ya da alamadığım pek çok kararı bu yatağın varlığı domine etmişti. Hayatıma dair yapmak istediğim her türlü değişiklik ama bu yatağa bu kadar para verdin ne yapacaksın onu? sorusundan oluşan zor bir sınavdan geçmek durumunda kalıyordu.
Yapacağım, öğreneceğim her şeyde maddi manevi büyük bir emek sarf edeceksem ya da çoktan ettiysem “bununla ne yapacağım?” sorusunu beraberinde getirdi. Bu kadar paraya değer mi? Bu kadar emeğin sonunda ne olacak? Bugün uzun zamandır istediğim koltuk ve berjerin fotoğraflarını arkadaşlarıma gönderdikten sonra bile “sehpalara da gerek var mıydı çok masraf oldu aslında ben sadece köşe koltuk alacaktım” deyiverdim. Bu tamamen kendime “değer “ görmemekle alakalıydı. Oysa yıllarca beklemiştim. Lüks bir harcamam yoktu. Yıllardır bunu aşmaya çabalıyorum belki de bu yüz günde bu konuda büyük bir adım atmayı başarabilirim. Ben buna değerim.
Tüm bunları yaparken her ne kadar çok eder sarf etmiş olsam da hem biraz nefes almak hem de günün yürüyüşünü yapmak için dışarı çıktım. Her zaman yürüdüğüm caddenin bu sefer diğer yüzünde yürüdüm. Sokaklar kalabalık havada kar soğuğu vardı. Yazın sıcakta yürümektense soğuk havalarda yürümeyi tercih ederim şahsen. Bu sefer yürüyüşü çok uzun tutamadım. Eve dönüşte sitenin altındaki markete uğradım eksikleri aldım. Sonrasında acele bi iftar hazırlığı. Mutfağa dair en sevdiğim şey; dünden kalan yemekler. Bugün tam buna ihtiyacım vardı günü kurtardı çok şükür.
Yemek ve çay faslında sonra biraz okuma yapayım dedim ama uyuyakalmışım. Bu tembel geçirilen vakitlerinin benim için suçluluktan çıkıp ‘mükemmel’ hissettirmesi yıllar aldı ama oldu valla. Öyle büyük bir hafifleme ki dileyen herkese nasip olsun.
Yarın sınavım olduğu için biraz sabahki derslere baktım. Instagramdan sanat tarihi ile ilgili çok güzel bi hesap buldum uzun süre onun videolarına daldım. Bu da “sanat tarihi çalışmasından” sayılıyor mu? Sayılsın lütfen. Bu satırları gün biterken yazıyorum ; tik atılması gereken onca şeyi yapamamışken hem de.
Ne diyorduk? Harmoni. Akış.
Yorumlar
Yorum Gönder