Ana içeriğe atla

16. Gün

Yorgunluktan keyif alan kaç kişiyiz? Özellikle zihnim ve bedenim paralel bir şekilde yorulduysa yorgunluğun en güzel hali olmuş oluyor benim için. En zor olanı da bedenimin hiç yorulmayıp zihnimin çalışmaktan çöktüğü zamanlar. Şu an ilk versiyonun keyfi ile yazıyorum bu satırları. Bugün spor salonuna inemedim dışarı yürüyüşe de çıkmadım. Yarın hava şartları ne olursa olsun yürüyüşe çıkmak istiyorum hem de biraz uzağa gitmeyi deneyeceğim. 

Sabah uyanır uyanmaz kitabımın son sayfalarını okudum. Bu kitap ve içindeki Cemile karakteri yüreğimde bi yerlere dokundu. Vedalaşmak biraz zor oldu. Bu yılı bu güzel kitapla kapattığım için mutluyum. 

Öğleden sonra kendime söz verdiğim üzere bir saat sahih i buhari dersimi dinledim. Kitabım da geldiği için kitaptan takip etmek ayrıca keyifli. Eski zamanlarımı hatırlatıyor. Bu dersi her gün yapmaya gayret gösteriyorum çünkü gerçekten ruhuma iyi geliyor. Bir saat de olsa dünyevi şeylerden uzak kalmak, sahabe zamanına perde aralamak beni tefekküre sevk ediyor. Böylelikle üç ayları boş geçirmiyorum diye kendimi teselli ediyorum. Sırada başlanılacak hatimler var.

Dersten sonra evin rutin işlerini yaptım. Mutfağa akşam yemek hazırlamaya geçtim ve her gün dinlediğim radyo programını açtım. Orada konuşulanlar üzerine zihnimde yeni sohbet pencereleri açıldı. 

Orta sınıf muhafazakar bir ailede büyümüş olarak; öyle her gece başka bir yere gideyim kafasında olmadım. Evlenip, aile kurmak, çocuk yapmak gibi aslında toplumda tam da “muteber “ bir insan olarak anılmak ailemin bir arzusuydu. Fakat nevrotik inançlarımla uzun yıllar bu arzunun dışına çıkmışım. Toplum indinde kabul görmek “birey” olarak var olabilmek için bana dayatılan şeyleri reddetmişim. Kendini bulmak diye de bir başlık koymuşum. Oysa olmayan kendini nerede nasıl bulacaksın? İnandığın, bulamadığın ideal kendin “ideal sandığın şey” içinde olduğunu sanıyorsun. Nitekim; bu yaşta her şeyi çözümlediğimi, kadın ve erkeğe dair bir şeylere uyandığımı da fark etmemde yerleşik düzene geçtiğimde oluyor. Yerleşik düzene geçmediğimde bilinçaltımdaki korku zıplıyor. Ayaklarım yere sağlam basmadan zihnim de yere basamıyor. Yeni nesil ise tam tersi. Her şeyin geçici olduğuna kendini ikna etmiş ve cesareti kendilerine kalkan etmişler. Anı yaşıyorlar. Dünyada bu rüzgar var zaten. 

Kaygılarım ise maalesef anı yaşamama izin vermiyor. Bu yüz mükemmel günde öğrenmek istediğim şeylerden biri “anda kalabilmek”. Aynı zamanda deprem korkusu da zeminlerimizi kaydırdığı için geldi. Zemin kaymasını sadece zahiri manası ile düşünmeyelim. Yıllarca emek emek işlediğimiz ne varsa bir anda yok olabileceği gerçeği insanın yüzleşmesi en zor konulardan biri. Husumet aslında özgürlük de getiriyor insana kimine ise korku getiriyor. Büyürken ailelerimizden gördüğümüz o fazla sertlik, kararlılık, değişime açık olmaması bizim nesilde bir korku yarattı. Ailemizin ya da toplumun bizden beklediği arzuları gerçekleştirmeyi reddettiğimizde bir takım değerlere en direkt bi baş kaldırı olduğu yorumuna sebep oldu. Benim bizim devrimci duruşumuz yaşantımız ve dahi fikirlerimiz. Bu kısacık ömrümüzde tüm çabamız varolmak sonra da varlığımızla barışmaktan başka bir şey değil belki de. Haa bir de kendimizi “olduğumuz gibi kabullendirme “ savaşımız hiç bitmeyecek. Onlar asla kabul etmeyecek ve beyaz bayrak sallamayacak. Pekii ya biz? 

Akşam çay eşliğinde sanat tarihi dersimi dinledim. Geçen seneler resim sanatına merakımla ilgili diğer bloğuma bi şeyler yazmış nereden başlayacağımı bilemiyorum demiştim. Bir konuya derinden tutku ile bağlanan insanları kıskanıyorum yazmışım. Halen de öyle. Fakat bu yüz mükemmel günde Ayla hoca ile tanıştığım için çok mutluyum. Nereden başlayacağımı bilemediğim sanat tarihinde/ özelinde türk resim sanatı  hakkında çok güzel şeyler öğrendim. Acaba sanat tarihi mi okusam diye geçirmedim değil. Dinlerken her yeni bir şey öğrendiğimde araştırmağa başlıyorum. Yapay zeka sağolsun bu konuda bana yardımcı oluyor ve kapı kapıyı açıyor. Şimdi tüm bunları düzene sokmam gerekiyor. Hocamın ders videolarını dinlerken bir yandan okunacak makaleler, izlenilecek belgeseller ve programlar. Uzun süredir herhangi bi konu hakkında yeni bir şeyler öğrendiğimde böyle heyecanlandığımı hatırlamıyorum. Misal ilk türk kadın ressam  Mihri Müşfik’in resim sanatına olan tutkusuna cesaretine hayran olmuştum ama kısa bi araştırma sonrası Amerika da kimsesizler mezarlığına defin olduğunu öğrendiğimde çok üzüldüm. Tabii yeğenine yazdığı mektupta yaşadığı pişmanlıklarını okuduğumda da hayal kırıklığı yaşadım. 

Şimdi uykuya hazırlayacak türden bir bitki çayı içerek yazıyorum bu postu. Biraz izler biraz okur sonra da uyurum sanırım. Günübirlik yaşamak ruhumu hafifletiyor. İnşallah daha derinden benimseyebilirim.


https://open.spotify.com/track/6Myulap6zTgfJAGto7L7eM?si=SuGhiESDQduMvrZIDbuGeQ




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

5. GÜN  Beşinci günden merhabalar! Burayı takip eden var mı? Bir ses verin lütfen:) Selamlarım kimlere gidiyor bilmek isterim. Sabah alarmsız uyandım. Bunun bi çok insan için bulunmaz bir nimet olduğunun farkındayım. Çalışan insanların bana özendiğinin de. İnanın özenilecek bir hayatım yok. Ben ne buhranlar geçiriyorum kimsenin haberi olmuyor :)))    Sürekli evde olmanın verdiği psikolojik ağırlığı kimse konuşmuyor mesela. Özel sektörde çalışmanın da ayrı bi zorluğu var. Çalışmanın da çalışmamanın da artısı eksisi var tabii. Hayatımın bu döneminde çalışmıyorum gelecek ne gösterir bilinmez. Bu sıralar sadece “ kendime nasıl daha iyi gelirim “ i düşünüyorum. Tüm çabam bu yönde. Benim gibi herkese bol kepçe şefkat dağıtıp kendine gelince cimrilik yapan bi insan için öğrenilmesi zor meseleler bunlar. Öğreniyorum yavaş yavaş.  Hafif bi kahvaltı yaptıktan sonra ne zamandır ertelediğim omuz ve boyun egzersizlerini yaptım. Kaygılı insanların sorunu sürekli bi yerlerin kasılm...
2. GÜN  Herkesin her yeni şeye pazartesi günü başlama isteğini anlıyordum ama bende bu yöntem hiçbir zaman işlemedi. Uzun zamandır günlerin bi önemi ya da motivasyonu kalmamıştı benim için. Öyle ki 100 mükemmel gün challenge ma dün yani pazartesi başladığımı fark edemeyecek kadar. Bilmeden de olsa ben de artık “pazartesi başlayanlar “ topluluğuna katılmıştım. Sırada önümde yapılması gereken yarışlar varılması gereken hedefler vardı. Sahiden de öyle miydi? Hayır. Peki değişen neydi?   Çocukluğumdan beri her şeyim planlı programlıydı. İdareci ve son derece disiplinli bi babanın kızı olarak büyüdüm. Bize kattığı en güzel haslet daima dakik, planlı programlı dahası yaptığımız işlerde son derece disiplinli bireyler olmamızdı. O zamanlar hatta sonrasında da bunun hep iyi bir şey olduğunu toplum  tarafından takdir edilesi bir özellik olduğunu düşündüm. Hayatımda hep bir sonraki adımım ailem tarafından planlanmıştı. Önümü görebiliyordum. Hep aşılması gereken yollar başarılması ge...
 12. Gün  Mükemmel bir gündü  Her ne kadar yine yeniden sabah ezandan sonra uyumakta zorluk çeksem de ve erken bi saat (09:30 benim için erken evet ) mobilyacıdan gelen telefonla uyandım. Bir saate sizdeyiz dedi. Telefonu kapatıp geri uyudum çünkü neden uyumayayım?  Saat on bire doğru bir ay öncesinden aldığımız koltuklar geldi. Mecbur kalktım artık. Günün ikindiye kadar olan kısmında mobilyaları monte etmek, odaları temizlemek ve yerleştirmekle geçti. A ltı senenin sonunda “kendime ait bir odam” oldu. Salonumuz gri soğuk tonlarda olduğu için bu oda renkli olsun istedim ve turuncu koltukla çağla yeşili berjer sipariş ettim. Odayı yerleştirince eve enerji geldi resmen. Turuncu rengi ya da kiremit rengin de diyebiliriz hayatıma son yıllarda yavaş yavaş dahil ettiğim bir ton. Yeni yıl ajandamı da turuncu renk seçtim. Her şeyi mavi ve mavinin tonları olan benim için büyük riskti ama bu koltuk şimdiden içimi ısıttı. Hem rengin hem de yeniliğin verdiği o taze enerjiye hayr...