17. Gün
Bu sabah uyanır uyanmaz aklıma düşen ilk şey yürüyüşe çıkmaktı. Kahvaltı bile yapmadan evden çıktım. Sitenin altındaki fırından poğaça alacaktım ki; kredi kartımı unuttuğumu fark ettim. Geri dönmek zorunda kaldım. Eve çıkacakken bloğun giriş kapısında telefonum çaldı. Oysa ki ben evden çıkmadan uzun uzun aramıştım açan olamamıştı. Girişte telefonda teyzemle konuşurken; yeni taşındığımız için (yedi ay oldu) sitedeki kimseyi tanımadığımdan bahsederken yanıma genç bi hanımefendi geldi. Meğer asansörün önünde beklerken benim telefon konuşmamı duymuş . Ayak üstü tanıştık. Çok samimi içten davrandı. Telefon numarasını verdi. Ben de onu dışarıda kahve içmeye davet ettim işleri olduğu için gelemeyeceğini söyledi ama kendi evlerine davet etti. Hiç beklenmedik bi anda gerçekleşen bu tanışma günün en büyük süpriziydi. Nasıl devam edecek merakla bekliyorum.
Evin çevresinde yürümeme rağmen tanıdık kimse ile karşılaşmadım ve buna çok sevindim. Yürüyüşlerim bir biçimde ibadete dönüştü benim için. İnsanlar tarafından bölündüğünde biraz canım sıkılıyor. Havada kar soğuğu olmasına rağmen yürümek iyi geldi. Yürüyüşün sonunda her zaman gittiğim cafeye oturdum. Yeni başlayacağım kitabı da yanımda götürmüştüm biraz okurum diye ama orada resim sanatıyla ilgili kitapları görünce elim onlara gitti. Bugün cafe diğer günlere nazaran daha sakindi. Kahvemi içip oradaki kitapları karıştırmak hele ki sanat tarihi dersinde öğrendiklerimden sonra daha bi keyifli gelmeye başladı.
Öle yazmak ve de yaşamak arasındaki sınırlarım git gide yok oluyor.
Yaşamanın kendisi bir nevi işim oldu galiba. Çok memnunum bundan. Şaşkınım da. Güzel şaşkınlık ama. Hani kıkırdayarak ‘bu nasıl oldu ya’ deriz ya, öyle. O yüzden son halini tamamlayamadığım şeyler zihnimde yer etse de damarlarıma baskı yapmıyor sanki. Tamamlayamadıklarım da yaşamın içinde kendi yerini alıyor ve yaşamın kendisi gibi hissettiriyor. Şimdi böyle söyleyince bu meseleleri aşmışım, halletmişim gibi duyulabilir. Öyle bir şey değil kesinlikle. Öyle olsaydı daha iyi olurdu ama cıks, öyle değil :)
Eve gelince sahih i buhari dersimi dinledim. Buraya yazmasam bu konularda istikrar göstermeyebilirdim bundan sebep buraya yazmayı seviyorum. Birileri okusun diye de değil üstelik. En azından geriye dönüp baktığımda her şeye rağmen ne kadar çabaladığımı görmek istiyorum.
Yemek çay faslından sonra sanat tarihi dersimin videosunu izledim. Videoları yavaş yavaş sindire sindire izliyorum. Bitsin de istemiyorum açıkçası. Sonrasında bi on dk İtalyanca çalıştım.
Bugün benim için mükemmel bi gün müydü ? Bilmiyorum. Mükemmelliği sanırım “ çok mutlu olmakla” eşleştirmişim zihnimde. Oysa bugün gayet verimli bir gündü. Çok mutlu değilim ama yapmaktan keyif aldığım şeyleri yaptığım için hoşnutum diyebiliriz.
Bu satırları yazarken çoktan yeni yıla girdik. Dışarıdan hava i fişek sesleri geliyor. Peki ben yeni yıla dair neler düşünüyorum?
“Yeni yıl o kadar umrumda değil ki o kadar yani. Son beş yıldır böyle. Maşallah herkes dersini iyi çalışmış bi sürü kitap okumuş, öğrenmiş, gelişmiş, gezmiş, görmüş, eğlenmiş, olmayana eyvallah demiş, sabah sayfaları yazmış, inanılmaz farkındalıklar yaşamış. Müthiş değişimler geçirmiş. Herkesi tebrik ediyorum ben sizinle yarışamam. Bu yıl bize anlatacak neler yaptın? derseniz; bol bol film izledim o kadar. Henüz tekamül yolculuğum sona ermedi ölünce sona erecek inş. “
Daha umutlu şeyler yazmayı dilerdim. Ancak tam olarak hissettiklerim bunlar. Klasik olacak ama yılın ilk altı ayı benim çok ama çok zor geçti. Sonrasında yeni evimize taşındık. Çok da mutlu oldum. Çok da ağladım. Nihayetinde sakinleştim. Bu şarkıyla yazıya nokta koyayım yarın görüşmek üzere.
https://open.spotify.com/track/6UZhSOSEmZvxb1tua7IYJx?si=cdUCTg0tT4yYcZGA_kA9og
Yorumlar
Yorum Gönder