9. Gün
Bugün biraz keyfim yoktu açıkçası. Hasta gibiyim ama değilim de. Mevsim geçişinde çoğu insan hasta olmuş görüyorum duyuyorum. Ben en son ne zaman hasta olduğumu hatırlamıyorum bile. Pandemi zamanında bile çalıştığım halde hasta olmamıştım. İki tane aşı işe yaradı mı dersiniz? Bilmiyorum. Böyle söyleyince hasta olmak istediğim anlaşılmasın gurbette en son istediğim şeydir hasta olmak. Bi kere oldum çok zor gerçekten. Benimkisi mental yorgunluk diyelim. Yakın zamanda kan değerlerime de baktırdım gayet iyi çıkmıştı ama ara ara üzerime çöken bu halsizliğin açıklaması nedir bilmiyorum. Tüm bunları düşünürken zor oldu ama sonunda yataktan kalktım.
İki gündür burada çok yağmur yağdığı için yürüyüşe çıkamadım. Ufak egzersizlerle geçiştirdim. Bir de yarın dışarıda olacağım için zaten yürüyüş yapacağım diye kendimi telkin ettim. Evde yapılacak işlere bir bir tik attıkça rahatladığımı fark ettim. Oysa başlamak ne kadar zordu. Tüm bunları yaparken ikindi ezanı çoktan okunmuştu. Mutfağa geçtim ve iki saat mutfakta vakit geçirdim. Her gün aynı radyo programını dinliyorum ve zihnimde yeni soru kutucukları açıyor bunu seviyorum. Ne kadar halsiz olsam da sırf iyi hissetmek adına sevdiğim yemekleri yaptım. Böyle zamanlarda mutfakta geçirdiğim süre bana terapi gibi geliyor.
Mutfak demişken size koku hassasiyetimden bahsetmiş miydim? Gerçekten burnum çok hassas. Her şeyi önce bi koklarım illa yemek olmasına gerek yok. Bana hoş gelmeyen şeylerle hemen vedalaşırım. Aynı zamanda bazı kokuları zihnimde olaylar ya da kişilerle ilişkilendiririm. Bugün de salata için dereotu doğrarken yine yeniden rahmetli ananem aklıma geldi. Ne zaman taze dere otu koksa canım ananeciğim aklıma geliyor. Bahçesinden her sabah taze dere otları toplar bol yeşillikli yumurta salatası yapardı. Ne kadar lezzetliydi. Hem damağımda hem kalbimde öyle güzel yer edinmiş ki; her gün hatırlıyorum onu. Öyle çook özlüyorum ki.
Koku hafızası tam olarak böyle bi şey sanırım. Balık ekmek kokusunun İstanbul’u hatırlattığı gibi. En azından çocukken benim için öyleydi.
Sorumluluğunu sadece kendim için üstlendiğim şeyleri yapmak zaman algıma da sirayet ediyor. Yine kontrolü benim elimdeymiş gibi hissettirmiyor ama zaman, hissedilen canlı kanlı bir şeye dönüşüveriyor sanki. Kontrol ettirmiyor ama seni de muhatabı olarak alıyor gibi.
Bi ödev, bi sınav olduğu için değil tamamen merakımı ve ruhumu tatmin etmek için resim sanatı çalışmak gibi.
Bugün 18. ve 19. yy türk resim sanatını çalıştım biraz. Abdülmecid Efendi çok beğendiğim bir ressam. 2022 yılında Sakıp Sabancı müzesinde “Şehzadenin Sıra Dışı Dünyası “ isimli bi sergiye, sonrasında Abdülmecid Efendi köşküne ve resim ve heykel müzesine gitmiş oradaki resimlerini de görmüş hayranlık duymuştum. Sergiyi gezdiğim zamanlardan bi fotoğraf ekleyeyim buraya.
Döneminde çok ötesinde bi ressam. Çok cesur bi kere. Havuzun etrafındaki kadınları resmettiği tablosu mesela. Her ne kadar kendi hayal dünyasından çıkma olsa da dönemin şartlarında halife vasfıyla böyle bi resim yapabilmek herkesin harcı değil. Dersleri dinledikçe kapı kapıyı açıyor. Her yeni bilgi beni başka bi konuyu araştırmaya sevk ediyor ve bu bana haz veriyor. Bir saat de olsa kendi dünyamdan uzaklaşıp başka dünyalara kapı aralamak iyi geliyor.
Yürüyüş yaptığımda eve dönüş yolunda uğradığım cafede ibb kültür mirasının yayımladığı bi resim kitabı vardı. Kahvemi içip orada uzun uzun resimlere bakmak yakın zamanda edindiğim en güzel rutinlerden biri benim için. Bu konuyla ilgili çoook heyecanlandığım bi haber gördüm. İbb kültür e ait tüm tablolar bi sergi ile gün yüzüne çıkmış. Art İstanbul Feshane olan bu sergiye umarım gidebilirim gerçekten çok merak ediyorum.
Ders demişken hafta sonu sınavım var ama çalışmadım. Israrla çalışmıyorum çünkü artık o bölüme dair bi şeyler yapmak istemiyorum sanırım. Bu kararı verebilmek beni arka planda kabullenmem gereken hislerimle uzlaşmaya zorladı.
Evimize çok yakın iki tane özel anaokulu var. Birisi benim yürüyüş yolum üzerinde diğeri de evimize yakın mesafede. Yürüyüş yolu üzerindeki okula başvuru yapsam diye düşünmedim değil ama sadece bahçenin kapısından bakmakla yetindim.
Bu eve taşınır taşınmaz bir telefon almıştım evimize yakın olan anaokulunda çalışmak ister miymişim? Yeni taşındığımız için reddettim. Geçenlerde o okulda çalışan öğretmen arkadaşla bi kermes ortamında denk geldik ve “isminizi bi yerden duymuştum” dedi. Meğer yeni taşındığımızda benimle iletişime geçen kişi oymuş. Okul evimize çok yakın olduğu için yeniden çalışmak isteyip istemediğimi sordu ve ben yine aynı cevabı verdim. Biraz üzüldü beni tavsiye eden arkadaş sağolsun çok iyi anlatmış falan filan. İstanbul büyük bi şehir ama şöyle söyleyeyim aynı ilçede eğitim veren özel kreşlerin ortak bi whatsap grubu oluyor. Orada okul yetkilileri birbiri ile haberleşiyor öğretmen ihtiyacı olduğu zaman yönlendirmeler yapıyorlar. Beni de tanıyan bi arkadaş tavsiye etmiş. Şu süreçte hatta belki de gelecekte çocuklarla ilgili bir şeyler yapmak istemiyorum. Çocukları çok seviyorum çalıştığım dönem onların sevgisi bana çok iyi gelmişti ama bu dönem biraz uzak kalmak sanırım daha iyi gelecek. Bundan sebep lisansı tamamlamaya dair de bi isteğim kalmadı. İşte bi zorunluluk olduğu için okulun derslerine çalışmıyorum oysa sanat tarihini saatlerce dinleyebilirim.
İtalyanca pratik için bi uygulama indirdim. Benim için şimdilik keyfi yaptığım bi çalışma olduğu için yeterli geliyor. Günlük on dakikamı ayırmak yetiyor. Tek isteğim zihnimi biraz zorlamak. Yeni şeyler öğrenerek canlı tutmak umarım başarabilirim.
Bu hafta okuduğum roman çok iyiydi. İyi kitaplar okumayı özlemişim. Şimdi biraz çay içip kendime söz verdiğim gibi on dk uydurma hikayeler yazacağım.
Yarın için de heyecanlıyım çünkü en yakın arkadaşımla buluşacağız. Güne başlamak zordu ama güzel bitirdiğimi düşünüyorum.
https://open.spotify.com/track/5WeYtfzPKugMENrjg56vpy?si=kK_Af3UeQC68pErlBQIltQ
Yorumlar
Yorum Gönder