Ana içeriğe atla

20. Gün 

Dün akşam başlayan lodos uykusuzluğu da beraberinde getirdi. Gece uyuyamadığım için haliyle geç uyandım. Hafta sonuna dair en sevdiğim şey şehri gezmek evdeysem de geç yapılan kahvaltı. Kahvaltı sofrası ortada iken koltukta bir saat çay keyfi de buna dahil. Bir de yıllardır izlemekten keyif aldığım “Çok Gezenti” programı. Tüm bunları yapmağa niyetlenmişken tv ekranında sorun oluştu. Daha önceki günler de olmuş kendiliğinden düzelmişti. Bu sabah tekrarladı. Görüntü kendiliğinden gidiyor falan. Televizyonu sadece film izlemek için kullanıyorum diyebiliriz. Fakat alalı daha üç sene olmuşken üstelik koltukta karşısında çay keyfi yapmak için hazırlanmışken bozulmasına üzüldüm.

İkindi ezanı okunurken her ne kadar valilik dışarı çıkmayın diye uyarsa da yürüyüşe çıktık. Tamam itiraf ediyorum asıl amaç yürüyüş değil kırtasiyeye gitmekti. Acil çıkartmam gereken dosyalar vardı. Bir de kalem almam gerekiyordu. Kırtasiyeye girince uzun zamandır kendime kırtasiye alışverişi yapmadığımı fark ettim. Kalemleri defterleri görünce çocukluk günlerime gittim. Okul zamanı her dönem başı babam bizi kırtasiyeye götürürdü. Eve gelince bütün kitap defterleri babamla kaplardık. İlçede iki kırtasiye vardı. Çamoğlu ve Cevdet kırtasiyeleri. İsimlerini bile hatırlıyorum. O yaşlarda kırtasiyeye gitmek benim küçük dünyamda en büyük heyecanlardan eğlencelerden biriydi. Tıpkı ay başında ilçedeki tek market olan Adım markete alışverişe gitmek gibi. İşte tüm bunlar kırtasiyede raflar arasında dolaşırken zihnimden geçenler. İçimdeki o çocuksu heyecana kulak verip çok güzel kalemler aldım. Yenilik iyidir. Taze bi enerji verir. Bu yüzden yeni bir şey aldığımda büyük bir şey olmasına gerek yok tazelendiğimi hissediyorum. Yeni bir insan tanımak da mesela. Çoğu kişi bu zamanda buna heyecan duymuyor farkındayım. Olsun.

Kırtasiyeden çıktık ama lodos şiddetini artırmıştı. Gerçekten dışarıda zor yürünüyordu. İşin kötüsü gözlüğümü evde unutmuşum. Sürekli gözüme tozlar kaçıyor. Acil olan işimi hallettim eve döneyim bu rüzgarda yürümeyim desem de kişisel arzularıma yenik düşmedim ve ruhumun iyilik hali için gücümü toplayıp yürüyüşe devam ettim. You can go hard or you can go home manyaklığına yaklaşmadan zorluklara rağmen vazgeçmemek ve hakkımıza sahip çıkmak temalı bir konuşma yapabilirim :)) Lodoslu havada yürümek zamana mekana meydan okumak gibi bir şeydi. Bence bunu hak ediyor :))

Kalabalık ve sıcak tek başına bile insanı çok zorlayan faktörlerken ikisinin bir arada oluşu insanın tüm dengesini sarsıyor. Bu halden çok etkilenen ve bu yüzden elinden geldiğince bu sarsılmayı kendine yaşatmamayı tercih eden insanlara mızmız diyorlar. Topluluk başka bir şey kalabalık bambaşka. Bu ayrımı yapamayan insanların belirlediği etiketlerle yaşıyoruz hayatı. Her neyse bugün ikisi de yoktu. Hava oldukça serin yollar oldukça sakindi. Mızmızlanma hakkımı  o günlere sakladım gözüme giren tozları sile sile uzun uzun yürüdüm. Toplamda 6487 adım atmıştım. Memnunum. 


Bugün bir de bi telefon görüşmesi yaptım. Bilen bilir sesli arama yapmayı pek sevmem kimsenin beni aramasını da istemem. Bazen mecbur kalıyoruz işte. Bi arkadaşım aradı (evet benim de arkadaşım var :))) çarşamba günü evinde yapacağı davete beni de çağırdı. Onlar da yeni ev aldılar hazır misafir gelirken sen de gel dedi. Kalabalık olacakmış. 


Kalabalık buluşmalardan sonra hep karanlığa düşmek.. istekle başladığım şeyleri bir görev haline getirmek.. hatta bunu gerçekleştirme sıklığıma bağlı olarak sürekli performansımı ölçmek ve bunların yaşattığı ağırlık.. Hepsi benim hepsi…

Ömrüm kalabalıklar arasında geçti. Siz hiç üç yüz kişiyle aynı yatakhanede yattınız mı? Ben yattım. O zamanlar her şey çok normal geliyordu. Şimdi on kişiden fazlası bana kalabalık geliyor. Yine de o gün arkadaşımın yanında olacağıma söz verdim. Önümüzdeki hafta başka kimselere söz verdim. Umarım bu kalabalıklar içinden yara almadan sıyrılabilirim. 


Akşam biraz voleybol maçı izledim. İkinci dönem başladı. İlk dönem çok sıkıcıydı umarım bu dönem güzel maçlar olur. Akşam yemeğinden sonra adetimiz üzere çay içtik. Ben de biraz cüz okudum. Biraz kitap okudum. En sonunda bir saatlik sanat tarihi dersini dinledim. Bugün soyut resmi işledik en sonunda da dışavurumculuk. Gerçekten içine girdikçe o kadar çok katmanlaşıyor ki konu. Daha öncesinde önünde durup hiçbir şey anlamadığım tablolar ressamın hayat hikayesini ve çalışma disiplinini öğrenince anlam buluyor. Halen heyecanlanabiliyor olmama şükrediyorum. Bakalım ne zaman sıkılacağım? 


 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

5. GÜN  Beşinci günden merhabalar! Burayı takip eden var mı? Bir ses verin lütfen:) Selamlarım kimlere gidiyor bilmek isterim. Sabah alarmsız uyandım. Bunun bi çok insan için bulunmaz bir nimet olduğunun farkındayım. Çalışan insanların bana özendiğinin de. İnanın özenilecek bir hayatım yok. Ben ne buhranlar geçiriyorum kimsenin haberi olmuyor :)))    Sürekli evde olmanın verdiği psikolojik ağırlığı kimse konuşmuyor mesela. Özel sektörde çalışmanın da ayrı bi zorluğu var. Çalışmanın da çalışmamanın da artısı eksisi var tabii. Hayatımın bu döneminde çalışmıyorum gelecek ne gösterir bilinmez. Bu sıralar sadece “ kendime nasıl daha iyi gelirim “ i düşünüyorum. Tüm çabam bu yönde. Benim gibi herkese bol kepçe şefkat dağıtıp kendine gelince cimrilik yapan bi insan için öğrenilmesi zor meseleler bunlar. Öğreniyorum yavaş yavaş.  Hafif bi kahvaltı yaptıktan sonra ne zamandır ertelediğim omuz ve boyun egzersizlerini yaptım. Kaygılı insanların sorunu sürekli bi yerlerin kasılm...
2. GÜN  Herkesin her yeni şeye pazartesi günü başlama isteğini anlıyordum ama bende bu yöntem hiçbir zaman işlemedi. Uzun zamandır günlerin bi önemi ya da motivasyonu kalmamıştı benim için. Öyle ki 100 mükemmel gün challenge ma dün yani pazartesi başladığımı fark edemeyecek kadar. Bilmeden de olsa ben de artık “pazartesi başlayanlar “ topluluğuna katılmıştım. Sırada önümde yapılması gereken yarışlar varılması gereken hedefler vardı. Sahiden de öyle miydi? Hayır. Peki değişen neydi?   Çocukluğumdan beri her şeyim planlı programlıydı. İdareci ve son derece disiplinli bi babanın kızı olarak büyüdüm. Bize kattığı en güzel haslet daima dakik, planlı programlı dahası yaptığımız işlerde son derece disiplinli bireyler olmamızdı. O zamanlar hatta sonrasında da bunun hep iyi bir şey olduğunu toplum  tarafından takdir edilesi bir özellik olduğunu düşündüm. Hayatımda hep bir sonraki adımım ailem tarafından planlanmıştı. Önümü görebiliyordum. Hep aşılması gereken yollar başarılması ge...
 12. Gün  Mükemmel bir gündü  Her ne kadar yine yeniden sabah ezandan sonra uyumakta zorluk çeksem de ve erken bi saat (09:30 benim için erken evet ) mobilyacıdan gelen telefonla uyandım. Bir saate sizdeyiz dedi. Telefonu kapatıp geri uyudum çünkü neden uyumayayım?  Saat on bire doğru bir ay öncesinden aldığımız koltuklar geldi. Mecbur kalktım artık. Günün ikindiye kadar olan kısmında mobilyaları monte etmek, odaları temizlemek ve yerleştirmekle geçti. A ltı senenin sonunda “kendime ait bir odam” oldu. Salonumuz gri soğuk tonlarda olduğu için bu oda renkli olsun istedim ve turuncu koltukla çağla yeşili berjer sipariş ettim. Odayı yerleştirince eve enerji geldi resmen. Turuncu rengi ya da kiremit rengin de diyebiliriz hayatıma son yıllarda yavaş yavaş dahil ettiğim bir ton. Yeni yıl ajandamı da turuncu renk seçtim. Her şeyi mavi ve mavinin tonları olan benim için büyük riskti ama bu koltuk şimdiden içimi ısıttı. Hem rengin hem de yeniliğin verdiği o taze enerjiye hayr...