Ana içeriğe atla

21. Gün

Bazen duruyorum. Kimseye belli etmeden, evin içinde ışık loşken, bir sandalyeye oturmuş gibi ama aslında kendi zihnime çömelmişken… Düşünüyorum: Ne zaman bu kadar yoruldum? Yaptıklarımdan değil; olmam gereken şeylerden. Hepsi üst üste binmiş, sanki ruhumun üzerine örtülmüş ağır bir battaniye gibi. Kımıldamak istiyorum ama önce fark edilmemem gerekiyor. Çünkü fark edilirsem yine bir şeye dönüşeceğim; oysa ben sadece kendim olmak istiyorum.


İyi hissetmek dedikleri şey galiba bir sevinç değil. Bir kahkaha hiç değil. Daha çok, içimdeki sesin nihayet bağırmadan konuşabilmesi. Kimseyi ikna etmek zorunda kalmadan, açıklama yapmadan, neden böyle hissettiğimi anlatmadan… Sadece hissetmek. Dalgalar gibi. Bazen yükselip bazen çekilmek. Kendime kızmadan. “Bugün de böyleyim” diyebilmek. Bugün eksiksem, eksik. Bugün doluysam, dolu. Arasını düzeltmeye çalışmadan. Tüm bu süreçte yapmak istediğim tam olarakta bu “ kendimi ve hissettiklerimi her hal ve şartta kabul” edebilmek. 


Bugün uyandığımda saat; hamur mayalamak için geçti. Yıllar yıllar sonra evde pizza yapacaktım. Benim de aklıma fırın geldi. Hem sabah yürüyüşü yapar hem de fırından hazır hamur alırım diye hazırlanıp dışarı çıktım. Cadde boyu yürürken lodos sağolsun bana eşlik etti. Başka da kimsecikler yoktu. Dükkanlar kapalı sadece fırın açıktı. Fırından iki tane taze ekmek hamuru aldım. Tek akıl eden ben değilmişim sıradaki insanlar  da çiğ ekmek hamuru aldı. Eve gidene kadar soğuk hava ciğerlerime kadar girdi desem yalan olmaz. Şimdi ben böyle anlatınca daha soğuk yerlerde yaşayanlar dalga geçebilir ama ne yapayım benim bünyem alışkın değil yine de şikayetçi değilim. Neyse türk işi pizza ile mükellef bir türk kahvaltısı yaptık. Çok lezzetli olmuştu. Şimdi ben bu fırını öğrendim ya (halbuki yürüyüş yaparken hep önünden geçiyordum ) ara ara gider hazır hamur alırım. En üşendiğim şey hamur yoğurmak ondan sebep çok hamur işi yapmam. Fırına gitmek istememin bir diğer sebebi de kendi içimde mahalle kültürünü oluşturmak. Her zaman gittiğim fırın, kırtasiye, terzi ve daha nice dükkan. Belki de ilk defa kök salmak bir yere ait olmak hakkında bu kadar düşünüyorum. Bir gün nasılsa gideceğim diyemiyorum artık. 


Öğleden sonra ikindi ezanı okunurken yürüyüşe çıktık. Bu sefer caddeler kalabalıktı. Her zaman gittiğimiz- evet öyle - balıkçının önünde sıra vardı. O an sıradaki insanları izlemek balık almaktan daha keyifli geldi.  Belediyenin bahçesinden sarı papatya topladım. Tam o sırada lodos sağolsun şalımı uçurdu. Ben de atkımı bere yerine kullanmaya başladım. İşte şimdi tam kırmızı başlıklı kız olmuştum. Görenler bu deli ne yapıyor demiş olabilir :))) Bu lodos daha sürerse az kaldı bana balaclava aldıracak. Her şeye rağmen 7000 adım atmamın gururu ile evimize döndük. Muhtemelen yarın yürüyüşe çıkamam o yüzden bugünü değerlendirmek istedim. 


Günün geri kalanında; cüz okudum, iki gündür dinleyemediğim sahihi buhari dersini dinledim en sonunda sanat tarihi çalıştım. Ayla hocanın video serisi maalesef bitti. Araştırma yaparken TRT 2 de “Bizim Resmimiz” isimli programı buldum. Şimdiye kadar neden fark etmemişim diye hayıflandım. İki bölüm izledim. Konular karışık gidiyor. Bir nevi konu tekrarı gibi oluyor benim için. Devrim Erbil belki de yaşayan ressamlardan en sevdiklerimden. Onun İstanbul tablolarını çok beğeniyorum. 


Bugünkü videoda onun sayesinde yeni bi ressam öğrendim. Saray ressamı;  ismi Hüseyin Zekai Paşa. 


Yıldız Porselen Fabrikası resimhanesinin çalışmalarına katılan Hüseyin Zekai Paşa, eski eserlere olan ilgisini ve bu konudaki araştırmalarını paylaştığı 1913 tarihli Mübeccel Hazineler, dönemin ilk sanat tarihi kitabını yazmış. Kitabında yaptığı bir tanım çok dikkatimi çekti. Çok beğendim ve dahi çok etkilendim diyebilirim. 


“ Resim medeniyetlerin kendi farklılıklarını ortaya koymasına ve gelişmesine hizmet eden bir rehberdir. “ 


Bu kadar güzel bu kadar sade ama kapsamlı bir tanım olabilir mi? Hakikatı bağırıp çağırmadan ama güçlü bir şekilde dile getirmiş. İyi ki resmetmişler iyi ki saklamışlar ve iyi ki biz de tarihe tanıklık ediyoruz. Hayretimin hep diri olmasını umuyorum. 


Bugün tanıştığım ve defalarca dinlediğime şaşırdığım türküyü buraya bırakıyorum. Bugünün yazısı tam bir “lunapark “ gibi oldu. Tam olarak benim zihnim de böyle :))) 


https://open.spotify.com/track/4ZpILrjYqVMPNDbKtoUqee?si=M7HVvptkQcC8KWPQKcdGYg

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

5. GÜN  Beşinci günden merhabalar! Burayı takip eden var mı? Bir ses verin lütfen:) Selamlarım kimlere gidiyor bilmek isterim. Sabah alarmsız uyandım. Bunun bi çok insan için bulunmaz bir nimet olduğunun farkındayım. Çalışan insanların bana özendiğinin de. İnanın özenilecek bir hayatım yok. Ben ne buhranlar geçiriyorum kimsenin haberi olmuyor :)))    Sürekli evde olmanın verdiği psikolojik ağırlığı kimse konuşmuyor mesela. Özel sektörde çalışmanın da ayrı bi zorluğu var. Çalışmanın da çalışmamanın da artısı eksisi var tabii. Hayatımın bu döneminde çalışmıyorum gelecek ne gösterir bilinmez. Bu sıralar sadece “ kendime nasıl daha iyi gelirim “ i düşünüyorum. Tüm çabam bu yönde. Benim gibi herkese bol kepçe şefkat dağıtıp kendine gelince cimrilik yapan bi insan için öğrenilmesi zor meseleler bunlar. Öğreniyorum yavaş yavaş.  Hafif bi kahvaltı yaptıktan sonra ne zamandır ertelediğim omuz ve boyun egzersizlerini yaptım. Kaygılı insanların sorunu sürekli bi yerlerin kasılm...
2. GÜN  Herkesin her yeni şeye pazartesi günü başlama isteğini anlıyordum ama bende bu yöntem hiçbir zaman işlemedi. Uzun zamandır günlerin bi önemi ya da motivasyonu kalmamıştı benim için. Öyle ki 100 mükemmel gün challenge ma dün yani pazartesi başladığımı fark edemeyecek kadar. Bilmeden de olsa ben de artık “pazartesi başlayanlar “ topluluğuna katılmıştım. Sırada önümde yapılması gereken yarışlar varılması gereken hedefler vardı. Sahiden de öyle miydi? Hayır. Peki değişen neydi?   Çocukluğumdan beri her şeyim planlı programlıydı. İdareci ve son derece disiplinli bi babanın kızı olarak büyüdüm. Bize kattığı en güzel haslet daima dakik, planlı programlı dahası yaptığımız işlerde son derece disiplinli bireyler olmamızdı. O zamanlar hatta sonrasında da bunun hep iyi bir şey olduğunu toplum  tarafından takdir edilesi bir özellik olduğunu düşündüm. Hayatımda hep bir sonraki adımım ailem tarafından planlanmıştı. Önümü görebiliyordum. Hep aşılması gereken yollar başarılması ge...
 12. Gün  Mükemmel bir gündü  Her ne kadar yine yeniden sabah ezandan sonra uyumakta zorluk çeksem de ve erken bi saat (09:30 benim için erken evet ) mobilyacıdan gelen telefonla uyandım. Bir saate sizdeyiz dedi. Telefonu kapatıp geri uyudum çünkü neden uyumayayım?  Saat on bire doğru bir ay öncesinden aldığımız koltuklar geldi. Mecbur kalktım artık. Günün ikindiye kadar olan kısmında mobilyaları monte etmek, odaları temizlemek ve yerleştirmekle geçti. A ltı senenin sonunda “kendime ait bir odam” oldu. Salonumuz gri soğuk tonlarda olduğu için bu oda renkli olsun istedim ve turuncu koltukla çağla yeşili berjer sipariş ettim. Odayı yerleştirince eve enerji geldi resmen. Turuncu rengi ya da kiremit rengin de diyebiliriz hayatıma son yıllarda yavaş yavaş dahil ettiğim bir ton. Yeni yıl ajandamı da turuncu renk seçtim. Her şeyi mavi ve mavinin tonları olan benim için büyük riskti ama bu koltuk şimdiden içimi ısıttı. Hem rengin hem de yeniliğin verdiği o taze enerjiye hayr...