Ana içeriğe atla

33. Gün 

İnsan bi tehditle karşılaştığında; ya saldırır, ya kaçar, ya donar. Bunun bizim üzerimizdeki etkisi uyku hali. Biz bunu gündelik yaşantının gelenek örgüsü içerisinde ne yapıyoruz biliyor musunuz? Donuyoruz. Gelenek çünkü insanı donduran korkudur. Belirsizlik tanımsızlıkta insanı dondurarak korkutuyor. Ya kaçarsın ya donarsın. Ben donarak tepki verenlerdenim. Donuyorum ne yapacağımı bilemiyorum. Peki bu neden olur? Bir kere belirsizlik korkusu çok ciddi bi korkudur çünkü insan bi çözüm üretmesi gerekir çözüm yaşam dairdir. Biz yani ben çözüm üretemiyorum çünkü bana bağlı koşullar değil. Bireysel ilişkilerimizde de böyle bir şey var bilmediğimiz bi yerden geldiği zaman zihnin tıpkı düşmüşsün gibi acil bi endorfin morfin etkisiyle seni uyuşturuyor. İşte bu senin algılarının kapandığı evre. Bu uyku hali ise insanı robotlaştırıyor. Peki tanımlayamadığımız insan ilişkilerini ne yapacağız? 


Kural koyucu bi dünyada yaşıyoruz. Bir başkasının bilinmezini kendi iç meselem haline getiriyorum baktım ki kaldıramıyorum bünyem kendimden yana olması gerekiyor çünkü yaşamam gerekiyor. Bu çok önemli bi ayrım. Kendi yaşantıma saygı duyduğum ayrım. Burada dedim ki; hayır ben bu kuralı kabul edemeyeceğim ve sizinle görüşüyor olacağım laflarınızın da çok zübbe olduğunu düşünüyorum. Görüşmeyi kesmem gerek. Kötü de bir şey olmadı ama ben rahat ettim. 


Sonra baktım ki; karşı bireyi de anlamak eşitliğin dışında bir yönetime ihtiyaç duyuyor. Bu da nedir? Analistin işidir. Kendime gereksiz yük yüklemişim. 


Okuma yaparken; ben bu toplumda neredeyim diye merak ettiğimde bi kurama rastladım. O da nedir biliyor musunuz? Burada neler oluyor? Çok önemli bi soruymuş. Biz sanıyoruz ki; bu bir rapor verme taviz verme sorusu. Öncelikle burada neler oluyor sorusu kendi bulunduğun yere bakıp böyle bir “ne oluyor burada?” deyip o anda dünyaya düşmüş gibi bir şey oluyor. Burada neler oluyor? Bu soru benim bakma sorumluluğumu sağlıyor. Burada neler oluyor dediğim yer; benim kendi yönetilirliliğimi sorguladığım - yönetilmemeye imkan yok çünkü toplumsal bi varlığız - orada baktığım yer. Burada neler oluyor? Bunu tanımlayabilmeye başlamak çok önemli. 


İnsanın ayağa kalktığı ilk anın sorusu bence bu? Burada neler oluyor? Çünkü bu soru senin yaşadığın yeri tanımlıyor. Yaşadığın yeri tanımlamaya başladığın yerde bedenin de sen de devreye giriyorsun. Burada neler oluyor sorusu muğlak ise, belirsiz ve sınırlarını göremiyorsan eğer senin için bi tehdit oluşturuyor. Fakat algımızı yönetmeyi becerip daha akılcı yaklaşırsak formları daha net görmeye başlıyoruz. Çünkü yaşam alanını ve dünyayı görmeye başlıyorsun. Bunu sadece mekan olarak değil yaşamın kendisi olarak da düşünmeliyiz. 


Yaptığımız hatalar, vazgeçemeyişler, pişmanlıklar , kimine göre doğru kimine göre yanlış tercihler hepsinin bir nedeni var. Burada neler oluyor’da bunları yapıyorum yapmaya devam ediyorum. Başlamamız gereken yer burasıdır belkide. 



Öğleden sonra dışarıda halletmem gereken işler vardı bu bahane ile yürüyüşü de aradan çıkarayım dedim. Yağmur yağdığı için çok uzun yürüyemedim. Dönüşte sitenin bahçesinde biraz oturdum. Eve çıkınca biraz İtalyanca çalıştım. Bugünün kelimesi; Sperenza olsun. Umut demek. Neden bu kelime? Çünkü izlediğim bir filmde kadın karakterin her şeye rağmen umudunu kaybetmemesi son derece pozitif olması - ben beceremesem de - şu sıralar tam da ihtiyacım olan şey. 


Şu an çay eşliğinde bu yazımı yazıyorum. Yazıyı sonlandırınca ne zamandır okumak istediğim yeni bir kitaba başlayacağım. Bazılarına göre bu saatler bir şeylere başlamak için çok geç ama benim en sevdiğim saatler. Akşam ve sabaha uzayan geceler. Bir şeyler okumayı, izlemeyi en sevdiğim saatler. 


https://open.spotify.com/track/6xCPxUo1OHGQpaN3CMb7DN?si=CEp5op4yQiGfiQhDAizZzg




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

5. GÜN  Beşinci günden merhabalar! Burayı takip eden var mı? Bir ses verin lütfen:) Selamlarım kimlere gidiyor bilmek isterim. Sabah alarmsız uyandım. Bunun bi çok insan için bulunmaz bir nimet olduğunun farkındayım. Çalışan insanların bana özendiğinin de. İnanın özenilecek bir hayatım yok. Ben ne buhranlar geçiriyorum kimsenin haberi olmuyor :)))    Sürekli evde olmanın verdiği psikolojik ağırlığı kimse konuşmuyor mesela. Özel sektörde çalışmanın da ayrı bi zorluğu var. Çalışmanın da çalışmamanın da artısı eksisi var tabii. Hayatımın bu döneminde çalışmıyorum gelecek ne gösterir bilinmez. Bu sıralar sadece “ kendime nasıl daha iyi gelirim “ i düşünüyorum. Tüm çabam bu yönde. Benim gibi herkese bol kepçe şefkat dağıtıp kendine gelince cimrilik yapan bi insan için öğrenilmesi zor meseleler bunlar. Öğreniyorum yavaş yavaş.  Hafif bi kahvaltı yaptıktan sonra ne zamandır ertelediğim omuz ve boyun egzersizlerini yaptım. Kaygılı insanların sorunu sürekli bi yerlerin kasılm...
2. GÜN  Herkesin her yeni şeye pazartesi günü başlama isteğini anlıyordum ama bende bu yöntem hiçbir zaman işlemedi. Uzun zamandır günlerin bi önemi ya da motivasyonu kalmamıştı benim için. Öyle ki 100 mükemmel gün challenge ma dün yani pazartesi başladığımı fark edemeyecek kadar. Bilmeden de olsa ben de artık “pazartesi başlayanlar “ topluluğuna katılmıştım. Sırada önümde yapılması gereken yarışlar varılması gereken hedefler vardı. Sahiden de öyle miydi? Hayır. Peki değişen neydi?   Çocukluğumdan beri her şeyim planlı programlıydı. İdareci ve son derece disiplinli bi babanın kızı olarak büyüdüm. Bize kattığı en güzel haslet daima dakik, planlı programlı dahası yaptığımız işlerde son derece disiplinli bireyler olmamızdı. O zamanlar hatta sonrasında da bunun hep iyi bir şey olduğunu toplum  tarafından takdir edilesi bir özellik olduğunu düşündüm. Hayatımda hep bir sonraki adımım ailem tarafından planlanmıştı. Önümü görebiliyordum. Hep aşılması gereken yollar başarılması ge...
 12. Gün  Mükemmel bir gündü  Her ne kadar yine yeniden sabah ezandan sonra uyumakta zorluk çeksem de ve erken bi saat (09:30 benim için erken evet ) mobilyacıdan gelen telefonla uyandım. Bir saate sizdeyiz dedi. Telefonu kapatıp geri uyudum çünkü neden uyumayayım?  Saat on bire doğru bir ay öncesinden aldığımız koltuklar geldi. Mecbur kalktım artık. Günün ikindiye kadar olan kısmında mobilyaları monte etmek, odaları temizlemek ve yerleştirmekle geçti. A ltı senenin sonunda “kendime ait bir odam” oldu. Salonumuz gri soğuk tonlarda olduğu için bu oda renkli olsun istedim ve turuncu koltukla çağla yeşili berjer sipariş ettim. Odayı yerleştirince eve enerji geldi resmen. Turuncu rengi ya da kiremit rengin de diyebiliriz hayatıma son yıllarda yavaş yavaş dahil ettiğim bir ton. Yeni yıl ajandamı da turuncu renk seçtim. Her şeyi mavi ve mavinin tonları olan benim için büyük riskti ama bu koltuk şimdiden içimi ısıttı. Hem rengin hem de yeniliğin verdiği o taze enerjiye hayr...