Ana içeriğe atla

 34. 35. 36. Gün 

“Hafta sonları, insanın kendine daha çok benzediği zamanlardır “ desem kimlerin aklına Before Sunrise gelir?  Hafta içleri - neden böyle bi ayrım var halen çözemedim yani cumartesi pazar da hafta içi olabilirdi - insanların maskelerini takıp sevmediği işlerde sevmediği insanlarla sabahtan akşama kadar bi arada durma zorunluluğu olduğu günler, desek yanlış bi tabir olmaz sanırım. Bir zamanlar benim için de öyleydi. Çalışırken yani. Bu pazar gününün konusu onu sonra anlatayım önce cumartesiden başlayayım. 


Cumartesi günü aslında dışarı çıkıp uzunca yürümek gibi bi planım vardı ama hava çok soğuk olunca açıkçası çıkmak istemedim. Yalnız olduğum için kahvaltıyı geçiştirdim. Öğleden sonraya kadar podcast dinleyerek evi temizledim. 


İrlanda’ da bir söz varmış; türkçesi “ ev mühendisliği “. Bir filmde geçen diyalog; “Bana ev mühendisliğini verdi”. Vay canına ! Ev hanımı tabirini hiç böyle düşünmemiştim! Mühendis deyince daha mı havalı oldu? Düşününce aslında çok güzel bi tabir. Tüm evi idare etmek, çekip çevirmek, kalanlar, bitenler, atılacaklar, yeniler, eskiler, alınacaklar ve daha nicesi tüm o döngüyü takip etmek yenilemek mühendislik becerisi gerektiriyor. Her şeyin anlamsız olduğu noktada evin ortasına tüm ağırlığımla çömelmişken ve hayatta kendime yakıştırdığım en son meslek olan mühendisliğin bana yakıştırılması hoşuma gitti. Böylelikle görülmeyen emeğin/işin bi adı oldu! Aslında var-mış da biz henüz ev hanımlığından ev insanına ( o da neyse ev beyi demek istemedim ) geçemediğimiz için her iki cinsiyeti de kapsayan “ ev mühendisi “ tabirini dilimize kazandıramamışız. İyi ki filmler var da; kendimizi teselli edecek şeyler öğreniyoruz. Ayrıca bizim evde zaten bir mühendis var ikinciye gerek var mı? Ben daha çok işin zihin emekçisi tarafındayım sanırım. Eşim de bilek gücü kısmında. Bi mühendisten beklentim evde bozulan şeyleri tamir etmesi eşim de sağolsun fazla fazla yapar. Aynı çatı altında yaşamanın yollarını bulduğumuz için mutluyum.


Akşama doğru kahvemi yapıp yeni başladığım kitabımı okudum. Onca Yoksulluk Varken! Konusu epey ilginç. Kadın hikayeleri okumayı da izlemeyi de çok seviyorum. Açıkçası erkeklerin bu düzende nasıl varoldukları - kadınlara zarar vermedikleri müddetçe - hiç ilgimi çekmiyor. Zaten dünyadaki çoğu şey onlara göre düzenlenmiş ve onlara hizmet ediyor. Para, güç, iktidar her şey onlarda! Savaşları çıkaran da onlar barış imzalayan da! 


Pazar günü öğlen kahvaltısından sonra dışarı çıktık. Günümüz geri kalanı avm de geçti. Çoğu kadının aksine avm gezmeyi sevmem. Bir de pazar akşamı inanılmaz kalabalıktı. Eşime yeni telefon aldık. Yemeği de burada yiyelim dedik. Sırada beklerken eski çalıştığım okuldan arkadaşımı ve eşini gördüm. Onlar çoktan sipariş verdiği için yemekleri ayrı yiyelim dedik. Yemekten sonra arkadaşımla ayrı bi masada gündelik meselelerimizi konuşuyorduk. Arkadaşım altı yıldır aralıksız özel bi kreşte çalışıyor. Hatta şu an sınıfta değil idari kadroda. Müdür yardımcısı gibi bir şey. Son iki senedir sorumlulukları arttı. Bana; okulu öğrencileri özleyip özlemediğimi sordu. Geri dönmem için kendince ikna edici cümleler kurdu. Sonra bir noktada muhabbet, hayatın içinde kendimize biçtiğimiz rolleri, kendimiz için hak gördüğümüz alanları, beklentilerimizi konuşmaya doğru evrildi. Yakın çevremdekilere duygusal olarak ne kadar yakın hissedersem hissedeyim, yaşama dair vizyonumuzu, beklentilerimizi konuşurken çoğunlukla yalnızlığımla yüzleşiyorum bu gibi durumlarda. Nasıl anlatsam, sanki beynim başka çalışıyor gibi.Başkasında çalışan kısım bende çalışmıyor. Bunu fark ettiğim anlarda iyi ya da kötü bir his oluşmuyor. Dışarıda kalma hissi ya da kendini özel hissetme gibi bir şey değil. O yüzden ifade etmekte biraz zorlanıyorum. Neyse işte, yine o düşüncelerle geldim eve buluşmadan sonra. Bizim evde saat kaç olursa olsun akşam çayı mutlaka içilir. Hemen bir çay demleyip güzel bi film izledim. 


Pazartesiye yani bugüne karla uyanmak çok güzeldi. Bu şehirde sanırım en son dört yıl önce böyle bi kar yağdı. Google fotoğraflar sağolsun hatırlatıyor. Ayrıca bu evde ilk kışımız ve ilk karımız. Geçen sene bu zamanlar tadilata başlayacaktık. Seramik falan seçmiştik. O sancılı günler bitmeyecek gibiydi. Bu yüzden o günlere asla dönmek istemiyorum. Yine de zamanın hızı başımızı döndürmeye yetiyor. Geçmez sanıyorsun bi bakmışsın geçmiş. 


Bu sabah karı görünce kahvaltı yapmadan bahçeye indik. İyi ki de öyle yapmışız çok fazla kişi yoktu. Hava buz gibi kar tipi şeklinde yağıyordu ama çok güzeldi. Biraz sitenin etrafında yürüdük markete girdik bi kaç bir şey ve simit aldık. Simiti çok severim uzun zamandır da yememiştim. Güzel bi kahvaltı yaptık. Pencerenin önündeki berjerden dışarıda yağan karı izledim. Tam bu anın hayaliyle almıştım berjeri. Evimizi çok seviyorum. Sitenin saçma sapan sorunları olsa da bahçemizi de seviyorum. Yazın ayrı kışın ayrı güzelmiş. Bu güzel evin, bahçenin, karın şükrünü nasıl eda ederiz hiç bilmiyorum. 


Günün geri kalanında herkes kendi işlerine odaklandı. Ben biraz kitap okudum biraz ders çalıştım- günler sonra büyük bi gelişme- sanırım sıra akşam yemeğine geldi. Ben de yemek hazırlamak yerine bloğa yazmayı tercih ettim. Bloğa yazmayı gecenin sonuna bırakınca genelde yazmıyorum. O yüzden hazır gün akşama dönmüşken bulduğum ilk fırsatta yazmak istedim. Akşamlarımız bi misafir gelmediği ya da maç olmadığı müddetçe hep aynı rutinde geçer. Ben bi film seçerim çay eşliğinde izleriz. Bugün de aynı olur muhtemelen. Sıradan günlerin mükemmelliği. Tüm çabam bu yönde



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

5. GÜN  Beşinci günden merhabalar! Burayı takip eden var mı? Bir ses verin lütfen:) Selamlarım kimlere gidiyor bilmek isterim. Sabah alarmsız uyandım. Bunun bi çok insan için bulunmaz bir nimet olduğunun farkındayım. Çalışan insanların bana özendiğinin de. İnanın özenilecek bir hayatım yok. Ben ne buhranlar geçiriyorum kimsenin haberi olmuyor :)))    Sürekli evde olmanın verdiği psikolojik ağırlığı kimse konuşmuyor mesela. Özel sektörde çalışmanın da ayrı bi zorluğu var. Çalışmanın da çalışmamanın da artısı eksisi var tabii. Hayatımın bu döneminde çalışmıyorum gelecek ne gösterir bilinmez. Bu sıralar sadece “ kendime nasıl daha iyi gelirim “ i düşünüyorum. Tüm çabam bu yönde. Benim gibi herkese bol kepçe şefkat dağıtıp kendine gelince cimrilik yapan bi insan için öğrenilmesi zor meseleler bunlar. Öğreniyorum yavaş yavaş.  Hafif bi kahvaltı yaptıktan sonra ne zamandır ertelediğim omuz ve boyun egzersizlerini yaptım. Kaygılı insanların sorunu sürekli bi yerlerin kasılm...
2. GÜN  Herkesin her yeni şeye pazartesi günü başlama isteğini anlıyordum ama bende bu yöntem hiçbir zaman işlemedi. Uzun zamandır günlerin bi önemi ya da motivasyonu kalmamıştı benim için. Öyle ki 100 mükemmel gün challenge ma dün yani pazartesi başladığımı fark edemeyecek kadar. Bilmeden de olsa ben de artık “pazartesi başlayanlar “ topluluğuna katılmıştım. Sırada önümde yapılması gereken yarışlar varılması gereken hedefler vardı. Sahiden de öyle miydi? Hayır. Peki değişen neydi?   Çocukluğumdan beri her şeyim planlı programlıydı. İdareci ve son derece disiplinli bi babanın kızı olarak büyüdüm. Bize kattığı en güzel haslet daima dakik, planlı programlı dahası yaptığımız işlerde son derece disiplinli bireyler olmamızdı. O zamanlar hatta sonrasında da bunun hep iyi bir şey olduğunu toplum  tarafından takdir edilesi bir özellik olduğunu düşündüm. Hayatımda hep bir sonraki adımım ailem tarafından planlanmıştı. Önümü görebiliyordum. Hep aşılması gereken yollar başarılması ge...
 12. Gün  Mükemmel bir gündü  Her ne kadar yine yeniden sabah ezandan sonra uyumakta zorluk çeksem de ve erken bi saat (09:30 benim için erken evet ) mobilyacıdan gelen telefonla uyandım. Bir saate sizdeyiz dedi. Telefonu kapatıp geri uyudum çünkü neden uyumayayım?  Saat on bire doğru bir ay öncesinden aldığımız koltuklar geldi. Mecbur kalktım artık. Günün ikindiye kadar olan kısmında mobilyaları monte etmek, odaları temizlemek ve yerleştirmekle geçti. A ltı senenin sonunda “kendime ait bir odam” oldu. Salonumuz gri soğuk tonlarda olduğu için bu oda renkli olsun istedim ve turuncu koltukla çağla yeşili berjer sipariş ettim. Odayı yerleştirince eve enerji geldi resmen. Turuncu rengi ya da kiremit rengin de diyebiliriz hayatıma son yıllarda yavaş yavaş dahil ettiğim bir ton. Yeni yıl ajandamı da turuncu renk seçtim. Her şeyi mavi ve mavinin tonları olan benim için büyük riskti ama bu koltuk şimdiden içimi ısıttı. Hem rengin hem de yeniliğin verdiği o taze enerjiye hayr...