Ana içeriğe atla

 40. Gün

İki günlük aranın sonra tekrar merhaba :) İki gündür başım çok ağrıyordu. Hiçbir şey yapamadım gerçek anlamda hiçbir şey. Sinüzitim var ama uzun zamandır hiç bu kadar çok ağrımamıştı. 

Şu an kendimi iyi hissediyorum. Hastalanmak ise, genel olarak, yaşamın dışına atılmışım gibi hissettiriyor çoğunlukla. Kendimi bildim bileli hastalandığım zaman bu his de beraberinde geliyor. Ne zaman nasıl geliştirdim bu inancı bilmiyorum. Kendi inandığı değerler ve yaşam biçimi konusunda talepkar olmayı kendine hak gören babam yalnızca hastalandığında ‘kusura bakma sana zahmet veriyorum’ dediğinden bana da dünya ters yüz olmuş, anormal bir durumun içindeyiz gibi hissettiriyor sanırım hastalık hali. 


Ki bunları sadece uzun zaman sonra beni ziyaret eden baş ağrısı için yazıyorum. Çok hasta olan biri değilimdir. Çok da dikkat etmem önemseme kendimi aslında. Çoğu insan kış geldi mi kendini bakıma çeker falan hiç yapmam öyle şeyler. Ihlamur çayı bile içmedim. Öyle işte .


Uzun yıllar ailemden uzak yaşadığım için hastalık dönemlerini kendi kendime geçirmeye alışkınım. Birinin varlığında babamın sesi çıkıyor benden de. Yük oluyorum gibi hissediyorum. Bilmiyorum babamla benzer bir kaynaktan mı geliyor bu ses. Artık çok da merak etmiyorum bu tür şeyleri açıkçası. Babamdan mı geliyor annemden mi geliyor, toplum mu örselemiş.. Bu sorular işlevsiz değil fakat bir son kullanma tarihi olmalı diye düşünüyorum. Nereden geliyorsa geliyor, gelmiş olanla ben ne yapıyorum sorusunu daha çok seviyorum bu sıralar. Bir evliliğin içinde olmakla birlikte hastayken yük olma hissiyatım da değişti epey. Evlilik diyerek paketlemek istemem zira kişilerin payı var burada bence. Bir de üstlenilen sorumlulukların. Birinin varlığında hasta olmak kadar o birinin hastalığında ortalarda olmak da oyunu değiştiren bir durum. Yalnız yaşayan insanlar hastayken bile kimseden destek almam diye övünür ya da yakınır ya da imadan bağımsız durumlarını bildirirler ama birinin hastalığında da aktif rol oynamak durumunda kalmazlar genelde. Deneyimlemediğimiz şeyleri deneyimlememiş olmamızın hayatımıza etkilerini çok az konuşuyoruz. Avrupa’da eğitim almamış olmak gibi deneyimlenmemişliklerden bahsetmiyorum. İnsan olma durumuna bitmeyen bir merakım var. Gözüne çarpanları işe yarar bir şeye dönüştürme motivasyonundan yoksun bir merak bu. Topladığını bir şeye dönüştürme ihtiyacını hissettirmeyen bir merak. Gölgesi ile birlikte kavramaya çalıştığım her hal, her ihtimal zihnimin içinden bir daire satın alıyor. Belki bu yüzden sürekli yürüyorum. Şekli yamulmuş, ağırlık merkezini bozmuş bir kafa ancak güçlü bacaklarla taşınabilir diye. 


Bugün erken uyandım. Günler sonra kahvaltı yaptım. Saat on bir gibi dışarı çıktım. Hem yürüyüş yaparım hem de ptt şubesine istediğim kitapları teslim alırım diye düşündüm. Eve de isteyebilirdim. Bir işin hem temas kurarak hem de temas kurmadan halledilebilecek opsiyonlarının olması çok güzel. Ruh haline ve ihtiyacına göre yaşam deneyimini belirleyebiliyorsun. Kitaplar bahane yağmurda yürüyüş şahaneydi. Bugünlük 7000 küsür adım atmışım. Bana göre çok çok iyi :))). Eve dönüş yolunda her zamanki cafeye oturdum. Sanırım üç saati geçkin vakit geçirdim. Çok da kimse yoktu. Öğleden sonra kalabalıklaştı ben de kalktım zaten. 


Bugüne dair duygularımı isimlendirmek gerekirse huzur ve heyecan diyebilirim. Yeni olan her şey beni heyecanlandırır. Yeni bi insan tanımak hatta bir insanı “yeniden” tanımak, yeni şeyler öğrenmek, yeni yerler görmek liste böyle uzar gider. Yeniliğin enerjisine bayılıyorum. 


Çayımı içerken yazıyorum bu satırları. Bugünü de pas geçmek istemedim. Yarın yoğun bir gün olacak. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

5. GÜN  Beşinci günden merhabalar! Burayı takip eden var mı? Bir ses verin lütfen:) Selamlarım kimlere gidiyor bilmek isterim. Sabah alarmsız uyandım. Bunun bi çok insan için bulunmaz bir nimet olduğunun farkındayım. Çalışan insanların bana özendiğinin de. İnanın özenilecek bir hayatım yok. Ben ne buhranlar geçiriyorum kimsenin haberi olmuyor :)))    Sürekli evde olmanın verdiği psikolojik ağırlığı kimse konuşmuyor mesela. Özel sektörde çalışmanın da ayrı bi zorluğu var. Çalışmanın da çalışmamanın da artısı eksisi var tabii. Hayatımın bu döneminde çalışmıyorum gelecek ne gösterir bilinmez. Bu sıralar sadece “ kendime nasıl daha iyi gelirim “ i düşünüyorum. Tüm çabam bu yönde. Benim gibi herkese bol kepçe şefkat dağıtıp kendine gelince cimrilik yapan bi insan için öğrenilmesi zor meseleler bunlar. Öğreniyorum yavaş yavaş.  Hafif bi kahvaltı yaptıktan sonra ne zamandır ertelediğim omuz ve boyun egzersizlerini yaptım. Kaygılı insanların sorunu sürekli bi yerlerin kasılm...
2. GÜN  Herkesin her yeni şeye pazartesi günü başlama isteğini anlıyordum ama bende bu yöntem hiçbir zaman işlemedi. Uzun zamandır günlerin bi önemi ya da motivasyonu kalmamıştı benim için. Öyle ki 100 mükemmel gün challenge ma dün yani pazartesi başladığımı fark edemeyecek kadar. Bilmeden de olsa ben de artık “pazartesi başlayanlar “ topluluğuna katılmıştım. Sırada önümde yapılması gereken yarışlar varılması gereken hedefler vardı. Sahiden de öyle miydi? Hayır. Peki değişen neydi?   Çocukluğumdan beri her şeyim planlı programlıydı. İdareci ve son derece disiplinli bi babanın kızı olarak büyüdüm. Bize kattığı en güzel haslet daima dakik, planlı programlı dahası yaptığımız işlerde son derece disiplinli bireyler olmamızdı. O zamanlar hatta sonrasında da bunun hep iyi bir şey olduğunu toplum  tarafından takdir edilesi bir özellik olduğunu düşündüm. Hayatımda hep bir sonraki adımım ailem tarafından planlanmıştı. Önümü görebiliyordum. Hep aşılması gereken yollar başarılması ge...
 12. Gün  Mükemmel bir gündü  Her ne kadar yine yeniden sabah ezandan sonra uyumakta zorluk çeksem de ve erken bi saat (09:30 benim için erken evet ) mobilyacıdan gelen telefonla uyandım. Bir saate sizdeyiz dedi. Telefonu kapatıp geri uyudum çünkü neden uyumayayım?  Saat on bire doğru bir ay öncesinden aldığımız koltuklar geldi. Mecbur kalktım artık. Günün ikindiye kadar olan kısmında mobilyaları monte etmek, odaları temizlemek ve yerleştirmekle geçti. A ltı senenin sonunda “kendime ait bir odam” oldu. Salonumuz gri soğuk tonlarda olduğu için bu oda renkli olsun istedim ve turuncu koltukla çağla yeşili berjer sipariş ettim. Odayı yerleştirince eve enerji geldi resmen. Turuncu rengi ya da kiremit rengin de diyebiliriz hayatıma son yıllarda yavaş yavaş dahil ettiğim bir ton. Yeni yıl ajandamı da turuncu renk seçtim. Her şeyi mavi ve mavinin tonları olan benim için büyük riskti ama bu koltuk şimdiden içimi ısıttı. Hem rengin hem de yeniliğin verdiği o taze enerjiye hayr...