30. Gün
ASALIM BAYRAKLARI 30 !
Tamam bir iki günlük araların olduğu zamanlar oldu AMA YİNE DE! 30 günü devirdik!
Bugün tüm gün evdeydim. Yürüyüşe çıkamadım. Ne demiştik; Ev; insana istikrarlı olması için nedenler ya da yanılsamalar sunan bir hayaller yekünüdür. İstikrarlı olmak hayatım boyunca bana dayatılan bir şeydi. İşlerimde, evimde, davranışlarımda, uykumda, duygularımda kısacası her şeyde istikrar göstermem istendi. Ne kadarını becerdin derseniz bilmiyorum. Ev bile senden ilgi bekliyor. Bir gün ilgilenme hemen triplere giriyor. Yarın da dışarıda olacağım için tüm gün evle ilgilenmem gerekti. Hayatımdaki herkes uzak yakın benden ilgi istiyor. Bana kim ilgi gösterecek? Çoğu zaman da yetişemiyorum zaten.
30. günün şerefine, aklından geçenleri paylaşıma açmak isteyenler için neden blog yazmalılar bunun üzerine çok bilmişlik yapma hakkını kendime vereceğim izninizle.
Konuşmak benim için her zaman daha kolay ve daha hızlı içine girebildiğim bir eylem. Yazı ile kıyasladığımda kendimi çok daha iyi anlatabildiğimi düşünüyorum. Mimiklerimi kullanabildiğim için oyun alanına dönüşüyor benim için. Ama konuştuktan sonra hafiflemiş hissetmiyorum genellikle. Yazdıktan sonra ise kendimi yaylı bir yatağın üzerine atmışım gibi hissediyorum. Konuşmanın sonrası çoğunlukla ağırlık. Yazmanın ise yazma kısmı diken diken. Ama sonrası mis işte. Konuşmayı tercih edebileceğim anlarda yazıyı seçerek kısa değil uzun vadedeki karşılığına yönelik seçimlerimden dolayı az biraz yetişkinliğin gücünü içimde bulabildiğimi hissediyorum.
Beni en çok tavlayan tarafı ise bana ait olması. Müstakil ev. Tamam pek uğrayanı olmayabilir, yalnız hissettirebilir belki ama ben yurtlara ve ortak paylaşım alanlarının getirdiği hareketliliğe doymuş biri olarak bu kendine ait bir alan olmasından çok memnun oluyorum. Diğer mecralar biraz yurt ortamı gibi hissettiriyor bana.
Ben kişisel önceliklerimi ve ihtiyaçlarımı merkeze koyarak blog methiyesi yaptım burada. Herkesin mecrasına kimse karışamaz tabii.
…
Okumaya zaman ayıramadığım günleri eskiden çok eskiden boşa geçmiş gün gibi düşünürdüm. Oysa ki her gün dinlediğim radyo programı da beni dünyanın hiç bilmediğim görmediğim yerlerine götürüyor. Tıpkı bugün olduğu gibi.
Kolombiya’da yeni yıl için oldukça ilginç bir gelenek varmış. Gece yarısı elinize bir bavul alıp kısa bi yürüyüşe çıkıyormuşsunuz. Bu sembolik hareket yeni yılda macera dolu yolculukların habercisi olarak yolu açan bir ritüel olarak görülüyormuş. Boş bavulla gece yarısı sokağa çıkıp biraz yürüyorlarmış. Ne acaip değil mi? Onu doldurmak için yürüyorlar aslında. Macera, anı, heyecan bilinmezlikle dolduruyorlar. Aslında boşlukla dolduruyorlar. Düşününce boşluk kaldırması ne kadar zor bir şey. Gözle görülmeyip bu kadar ağır olan başka bir şey var mı ki? Bir de -ben bunu bilmiyordum- tam gece yarısı yılbaşında kapılar açılıp eski yılı uğurlamak lazımmış. Bir nevi evi havalandırmak gibi bir şey. Havalandır diyor yani. Devri daim yap diyor. Boşluğu al ve devri daim yaptır diyor. Boşluğu somutlaştırmaya çalışmayacaksın diyor. Boşluğun olduğu bi yerde hiçlik de vardır. Hiçliği somutlaştırmaya çalışma çünkü zaman denen şey zaten hiç diye bir şey. Zamanı rakamlarla sembolize ettiğimiz için somutlaştırdık. Bu yüzden elimizden kayıp gitmesi bizi dehşete düşürüyor. Oysa sayılar sonsuzdur. Tıpkı zaman gibi. Yaşadığımız ömür ise; sonsuz zamanlı, sonlu bir başlangıçtan başka hiçbir şey değil.
…
Bu satırları ağrımı hissetmemek adına zaman geçsin diye açtığım voleybol maçını izlerken yazıyorum. Ne kadar yorgun olsam da bugünün yazısını gecenin son anına bırakmadığım için kendimi tebrik ediyorum . Kaldı yetmiş mükemmel gün !
https://open.spotify.com/track/4gNrDMvaOtZMhLAZRnJu4Q?si=Qc8HlF8bSc6sM2VzxNaxZw
Yorumlar
Yorum Gönder