45. Gün
Dün gece yine uyuyamadım. Bu durum artık beni zorlamaya başladı. Ne kadar uykusuz olsam da sabah erkenden yola düştüm. Her ne kadar aynı yakada olsakta bana bir saat uzaklıkta olan bi eve davetliydim. Bu şehre yeni taşındığımızda; sırf ortamım olsun diye başvurduğum ilk işimden okulumdan bana kalan arkadaşlarla buluştum. Malum onlar çalışmaya devam ediyor ve okullar tatil olunca toplanalım demişler sağolsunlar beni de unutmamışlar. Bu bana kendimi çok değerli hissettirdi. Ne zaman toplansalar haber etmeye çalışıyorlar ben de elimden geldiğince katılmaya çalışıyorum.
Beş yıl geçse de demek ki; halen aramızda bi bağ var.
Beş yıl demişken; beş yıl boyunca hiç görüşmedik değil. Senede üç kez falan görüşüyoruz. Onların çalıştığı, birbirine yakın oturduğu, benim taşındığım senaryoda bence yine makul bir sayı. Gidince öğrendim ki; onlar arada okul çıkışı yine buluşuyorlarmış her ne kadar farklı okullarda olsalar da. Önemli değil dedim. Ben zaten uzaktayım. Anlık programlara dahil olamam. Bunları yazıyorum çünkü yaşça benden büyük arkadaşımız kendisine önceden haber verildiği halde kendi işini ayarlayamadı ve biz bugün buluştuk diye atarlanmış. Bu muhabbetler hoş değil ya. Böyle insanlarla arkadaşlık ilişkimi resmiyette öteye taşıyamıyorum. Anadolu yakasında oturan birinin “ dünya benim etrafımda dönüyor “ tarzı göndermeli hikaye paylaşmasını biz beş kadın asla takmadık ve çok güzel bi gün geçirdik. Özellikle ev sahibi ablayı çok seviyorum. Bu şehre ilk geldiğim andan itibaren samimiyeti sıcaklığı ile beni sarıp sarmaladı. O da ben de tek kız çocuğuyuz. (Bu detay çok önemli ) Bir arada çalıştığımız zamanlar güzel günlerimiz geçti bana ablalık yaptı diyebilirim. Bugün de ona olan sevgimi yüzüne karşı söyleyebildiğim için mutluyum.
Her insanın sevgi dili başkadır artık bunu kabullendim. Yine de sevildiğimi duymak benim hoşuma gittiği için sevdiğim insanlara da hissettirmeye duyurmaya çalışıyorum. Bugünkü konularımızdan biri de buydu aslında. Sonra her şeye travma diye kulp taktığımız neticesinde üstüne gitsek yenebiliriz dediğimiz bir gündü. Yendik mi? Hayır. Maksat muhabbet olsun :))
Zamanla insanlarla olan ilişkilerimi düzenlemeyi öğrendim. Misal bugünkü ortamda bi arkadaş var onunla konuşabileceğimiz konular bellidir. Diğer konuları bugün olduğu gibi onun yanında açarsam duymayı istemeyeceğim şeyler işitiyorum. Başlarda moralim bozuluyordu çünkü yorumları bana tersti zamanla onu öyle kabullendim. Saygısızlık yapmadığı müddetçe benim için okeydi. Onunla olan arkadaşlığımız her ne kadar eşlerimiz de arkadaş olsa da yüzeysellikten öteye geçemeyeceğini anladım. Fazlasını da beklemiyorum zaten. Herkesle her şeyi paylaşamazsın. Her arkadaşlığın dinamiği farklıdır. Hepsiyle de en son yine başka bi arkadaşın evinde kasım ayında görüşmüştük. O arkadaş da gelemedi mesela ama olgun biri olduğu için triplenmedi. İlişkilerde alma verme dengesini kendimce bi ölçüye oturttuğum zaman yetişkin bireylerin çocukça kaprislerine dayanamıyorum. Öyle insanlarla hemen arama bi mesafe koyuyorum. Sınırlarımı çizme konusunda iyiyimdir. Bir dahakine bende buluşalım diye sözleştik. Yeni evimi çok merak ediyorlar. Halen bi sürü eksiğim olmasına rağmen aylarca benden haber beklediler. Haftaya çağıracağım diye niyetlenmişken; elimden misafirlerimizin geleceğini öğrendim. Sanırım yine bayramdan sonraya kaldı.
Bayram demişken; ramazana yirmi bir gün kalmış. Yüz mükemmel gün serisine üç aylarda başlamakta hata mı ettim acaba? Hata değil de zaten rutine binmiş günlerim ramazan ayında da aynı seyrinde devam edecek. Hatta oruç olduğum için muhtemelen yürüyüşlere çıkamayacağım belki çalışmak istediğim şeylere çalışamayacağım. Böyle anlatınca çalışan insanların yanında şımarıklık yaptığım sanılıyor. Oysa ki; ben de uzun yıllar hem çalıştım hem de ramazanda oruç tuttum hem de yaz mevsiminiydi. Yine de heyecanımı diri tutmak istiyorum. Bakalım bu evde ilk ramazan nasıl geçecek?
Her neyse çalışmak demişken; arkadaşlar yine yeniden okula dönmem için ısrar ettiler. Okulu kabul etmiyorsan mutlaka bi kursa yazıl evde yalnız kalma çok düşünme akışına bırak diye telkinde bulundular. Ben de onlara başvuru yaptığım kurslardan bir dönüş alamadığımı söyledim. Belki bir gün…
Dönüşte sanırım yıllar sonra metrobüse bindim. Her gün o kalabalığı çeksem bu şehirden topuklayarak kaçardım, dedim. Güldüm. Güldük. İşte benim aşkım da buraya kadarmış. Oysa ev sahibinin akrabası olan hanımefendi bizi özel aracı ile metrobüse bırakırken; “Hepiniz gidin ( bu şehirden gitmeyi düşünen isteyenler var) ben bu şehrin başını beklerim” demiştim. Daha yeni gezdim geldim çok güzel bi şehir valla.
Yıllar yıllar önce youtube da takip ettiğim bir kız arkadaş vardı. Şöyle demişti “ Bu şehri gezmeyi bıraktığında, bu şehri sevmeyi de bırakıyorsun” . O kadar doğru ki. Sonuna kadar katılıyorum. Ah keşke eşim de benimle aynı fikirde olsa.
Bu şehre aşık bi kadın ve bu şehirden nefret eden bi adamın hikayesi bizimkisi…
Yorumlar
Yorum Gönder