Ana içeriğe atla

 44. Gün 

Günler sonra, sonunda buraya uğrayabildim. 

Hafta sonu hastahane işleri ve şehri gezmekle geçti. Uzun zamandır - bir ay - şehri turist gibi gezmiyorduk. İyi oldu. Sanata ve mimariye doydum diyebilirim.


Son günlerde enerjik ve heyecanlı hissetmek için motivasyona ihtiyacım olmadığını fark ettim. Bir şeyin içine girince o geliyor. O yüzden ben bunu bir duygu beklemek gibi değil, bir moda geçmek gibi görüyorum.


İlk adım bedeni harekete geçirmek. Çünkü heyecan dediğimiz şey biraz da fizyoloji. Oturduğum yerden hadi kalk Betül biraz enerjik ol deyince olmuyor. Kalkıyorum, her gün dinlediğim podcasti açıyorum. Evin içinde bile olsa üç beş dakika hareket, camı açıp soğuk hava ya da soğuk duş. Evi toparlıyorum. Kahvaltı? Kahvaltı yapmayı çok sevsem de son aylarda iyice boşladım diyebilirim. Kahvaltı yapmıyorum. Bazı zamanlar gevrekle geçiştiriyorum. Çay içmediğim için, bakın açlıktan değil çaysızlıktan başım ağrıyor. 


Sonra küçük bir hedef seçiyorum. Büyük planlar benim için heyecanlı değil, baskıyı getiriyor. Bir işi 10 dakikaya indiriyorum. Çünkü heyecan çoğu zaman başladıktan sonra geliyor. Başlamak için heyecan beklersem gün geçiyor. Geçmiş olsun.


Bir de ben şunu yapıyorum, heyecanı çağıran bir şeyle temas. Bir şarkı, bir görsel, birkaç sayfa kitap, bir mesaj belki. Bende “evet ya” hissi uyandıran neyse ona kısa bir süre bakmak, dinlemek, yazmak vs. yetiyor. Duygu kendiliğinden doğuyor. Kendimi durduk yere gazlamıyorum ama içimdeki kıvılcımı hatırlamam gerekiyor.


Son olarak enerjik olmak benim için hiçbir zaman mükemmel mod demek olmadı. Bazen enerji %100 gelmiyor. Ama %30’la da yetinebileceğimi biliyorum. Devamı zaten geliyor. 


Son günlerde yürüyüş, okuma ve yazma hariç yapamadığım işler heyecansızlıktan değil vakitsizlikten hiç değil canım istemediği için. Bazı günler olur öyle. Hayat her zaman normal seyrinde ilerlemiyorken, akışa bırakmayı halen tam anlamıyla öğrenememişken hayatımın tam ortasına kocaman bir belirsizlik olarak duran o “şeyin” varlığı, beni başka işlere odaklanmamı etkiliyor maalesef. 


Buraya yazmıyor olmam başka yere yazmadım anlamına gelmez. Yazmadan bir günüm geçmiyor diyebilirim. Uzun zamandır hayatıma yeni bir yön vermek hakkında çok düşünüyorum. Ne olacak? Ne olacağım? Tüm bunları düşünürken ilgi alanlarımı ve neler yapabilirimin analizi yapay zekayla yapıyoruz. Neticede dün gece 04:29 a kadar düşündüm, okudum, yazdım. Yazınca rahatladım. Düşüncelerimi somut halde görmek içimdekileri dışarıya akıtmak beni her zaman rahatlattırmıştır. Belki son cümleleri burada paylaşabilirim “ yıllar sonra hayata dair öfkem geçti. özgürüm artık uçsam ya! kanatlarım var ama nasıl nereye uçacağım bilmiyorum. “ Burada Nil Karaibrahimgil’in  Cancağzım şarkısı devreye giriyor. 


Dünden beri düşündüğüm bir konu var. Ruh halimiz ve hareketlerimizde denge kurmak mümkün mü? Normalin geldiği noktaya ne kadar uzak hissettiğimi fark ediyorum. Epeydir psikolojiyi idealize etmeyi bıraktım. Buradaki meselem psikolojinin çizdiği sınırlar ile değil. Oraları geçtim gibi hissediyorum. Normal olmaya ve görünmeye dair tüm iplerimi bıraksam nereye giderim, bunu merak ediyorum. Görece kendini özgürleştirme derdinde olan biri olarak hissettiğim şey şuydu: Bir ahırda yaşıyorum. Ama ne yazık ki ineklerle değil. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

5. GÜN  Beşinci günden merhabalar! Burayı takip eden var mı? Bir ses verin lütfen:) Selamlarım kimlere gidiyor bilmek isterim. Sabah alarmsız uyandım. Bunun bi çok insan için bulunmaz bir nimet olduğunun farkındayım. Çalışan insanların bana özendiğinin de. İnanın özenilecek bir hayatım yok. Ben ne buhranlar geçiriyorum kimsenin haberi olmuyor :)))    Sürekli evde olmanın verdiği psikolojik ağırlığı kimse konuşmuyor mesela. Özel sektörde çalışmanın da ayrı bi zorluğu var. Çalışmanın da çalışmamanın da artısı eksisi var tabii. Hayatımın bu döneminde çalışmıyorum gelecek ne gösterir bilinmez. Bu sıralar sadece “ kendime nasıl daha iyi gelirim “ i düşünüyorum. Tüm çabam bu yönde. Benim gibi herkese bol kepçe şefkat dağıtıp kendine gelince cimrilik yapan bi insan için öğrenilmesi zor meseleler bunlar. Öğreniyorum yavaş yavaş.  Hafif bi kahvaltı yaptıktan sonra ne zamandır ertelediğim omuz ve boyun egzersizlerini yaptım. Kaygılı insanların sorunu sürekli bi yerlerin kasılm...
2. GÜN  Herkesin her yeni şeye pazartesi günü başlama isteğini anlıyordum ama bende bu yöntem hiçbir zaman işlemedi. Uzun zamandır günlerin bi önemi ya da motivasyonu kalmamıştı benim için. Öyle ki 100 mükemmel gün challenge ma dün yani pazartesi başladığımı fark edemeyecek kadar. Bilmeden de olsa ben de artık “pazartesi başlayanlar “ topluluğuna katılmıştım. Sırada önümde yapılması gereken yarışlar varılması gereken hedefler vardı. Sahiden de öyle miydi? Hayır. Peki değişen neydi?   Çocukluğumdan beri her şeyim planlı programlıydı. İdareci ve son derece disiplinli bi babanın kızı olarak büyüdüm. Bize kattığı en güzel haslet daima dakik, planlı programlı dahası yaptığımız işlerde son derece disiplinli bireyler olmamızdı. O zamanlar hatta sonrasında da bunun hep iyi bir şey olduğunu toplum  tarafından takdir edilesi bir özellik olduğunu düşündüm. Hayatımda hep bir sonraki adımım ailem tarafından planlanmıştı. Önümü görebiliyordum. Hep aşılması gereken yollar başarılması ge...
 12. Gün  Mükemmel bir gündü  Her ne kadar yine yeniden sabah ezandan sonra uyumakta zorluk çeksem de ve erken bi saat (09:30 benim için erken evet ) mobilyacıdan gelen telefonla uyandım. Bir saate sizdeyiz dedi. Telefonu kapatıp geri uyudum çünkü neden uyumayayım?  Saat on bire doğru bir ay öncesinden aldığımız koltuklar geldi. Mecbur kalktım artık. Günün ikindiye kadar olan kısmında mobilyaları monte etmek, odaları temizlemek ve yerleştirmekle geçti. A ltı senenin sonunda “kendime ait bir odam” oldu. Salonumuz gri soğuk tonlarda olduğu için bu oda renkli olsun istedim ve turuncu koltukla çağla yeşili berjer sipariş ettim. Odayı yerleştirince eve enerji geldi resmen. Turuncu rengi ya da kiremit rengin de diyebiliriz hayatıma son yıllarda yavaş yavaş dahil ettiğim bir ton. Yeni yıl ajandamı da turuncu renk seçtim. Her şeyi mavi ve mavinin tonları olan benim için büyük riskti ama bu koltuk şimdiden içimi ısıttı. Hem rengin hem de yeniliğin verdiği o taze enerjiye hayr...