Ana içeriğe atla

 29. Gün 

Yeni bir günden herkese merhaba :) Sabah ezandan sonra uyumadım. Böyle deyince kulağa çok afilli geliyor ama benim erken dediğim saatte öğrenciler çoktan ilk derse girmiş oluyorlar. Uyanır uyanmaz pencereye koştum. Günlerdir beklenen kar yağmaya başlamıştı. Hemen çantamı hazırlayıp kahvaltı bile yapmadan evden çıktım. Bilerek siyah montumu giydim kırmızı atkımı taktım. Tek isteğim o kar tanelerini üzerimde görmek o çocuksu heyecanı yaşamaktı. Öyle de oldu. Her zaman gittiğim cafeye gidene kadar bana yolda kar taneleri eşlik etti. Eldiveni almayı unuttuğum için ellerim çok üşüdü tabii. Normal şartlarda yürüyüş yolum daha uzun dönüşte cafeye otururdum ama bu sabah hava çok soğuk olunca cafeye kadar yürümekle yetindim. 


Cafeye gittiğimde çalışanlar kapının önündeydi. İlk ben mi geldim? diye sordum. Evet saat on olmasına rağmen halen benim için erken bi saatti. Meğer cafe sabah yedide açılıyormuş. İlk gelen de ben değilmişim. İçeri geçince orta yaşlarda bi kadın ve bi erkek bilgisayarını açmış çoktan çalışmaya başlamışlardı muhtemelen home ofis  çalışıyorlar.

Öğleye kadar kocaman cafede sadece üçümüz vardık. Sanat tarihi ile ilgili izlemem gereken videoları izledim, bi kaç makale okudum, resim kitaplarını karıştırdım. Öğleden sonra cafe kalabalıklaşmaya başladı. Ergenler gelecek diye korkmadım değil. Daha önce de tatil gününde gelmek gibi bi hata yapmış yüksek seslerine maruz kalmıştım. Neyse ki bugün yoklardı. İnsanları izlemeye başladım sonra çocukları sonra çalışanları. Ne iş yaptıklarını düşündüm. Yanımda oturan iki genç reklamcıydı onu telefon konuşmalarından anladım. Ayrıca çok kibarlardı. Toplumca hasret kaldık kibar erkeklere. Neyse karşımdaki  tekli masada benim yaşıtlarımda bi kadın kpss çalışıyordu. İnş atanırsın canım ya :) Ortalarda gezen üç yaşlarında sarışın tatlı bi erkek çocuğu vardı. Bizim masamız (bizim?) kütüphanenin önünde olduğu için sürekli arkamıza dolanıp boyundan büyük kitapları kaldırmaya resimlerine bakmaya çalıştı. Umarım sanata merakın artarak devam eder tatlı çocuk :))


Gün içerisinde bloğa yazmak için alan açacağım demiştim yaa bi delilik yapıp defterime yazmak istedim. Akıllı telefonlar çıktığından beri çok fazla deftere yazmıyorum hatta neredeyse hiç. Meğer ben yazmayı özlemişim. Parmaklarım ağrısa da yazmaya devam ettim. Bi baktım üç sayfa olmuş. Farkında olmadan o kadar derin konulara girmişim ki maalesef burada paylaşamıyorum:/ 

Bazen çok düşünüyorum geçmişe, gençliğimin çok önemli bir anına geri dönsem, hesaplaşmaya ve her şeyi çok başka yapacak olan şeyi düzeltmeye çalışsam, doğru kararlarla, bir takım önlemlerle, düşünerek ilerleyip, ince eleyip sık dokuyarak yeniden yaşasam hayatım farklı olur muydu diye.


Değişen şey zamanın ilerlemesi mi yoksa ponçik (🧁) ruhumun olgunlaşması mı ?


Çünkü sadece tercihlerimizi yaşamıyoruz bakınca. Şartlar ve diğer insanların tercihleri de yaşantımızı belirliyor. Yaşantımız tek bir doğrultuda, kimsenin tavuğuna kış demeden ya da değnekle dürtülmeden asla ilerlemiyor. Yine o paradoksa düşüyoruz işte, geçmişi öyle yapmasaydım, şimdiki aklım olur muydu, şimdi aklım olmasaydı zaten geçmişi değiştirmek ister miydim.    

Hatalar da yaşam biçimi, maalesef yaşadığımız zorluklar falan da. Diyelim kolaydı her şey, doğru ilerledi, istenilen gibi. Sorunsuz ve huzurlu. Öylesi mümkündü zaten, başkacası yoktu onun. Tüm ihtimallerin en mümkününde yaşıyoruz" ya da tüm mümkünleri en iyi ihtimalle.


Aslında burada sorulacak soru, "Geçmişe gidip hayatımı değiştirebilir miyim?" değil, "Ne yapmalıydım?" olmalı belki de. 


Kader ve tercihlerle ilgili kafam hep karışık benim. Bazen tercih edemediğimiz, öyle geliştiği, o an yaşamamız gerektiği için oluyor gibi sanki bazı şeyler; ne kadar yolları tercih ettiğimizi ve iradeyle/seçimi savunsam da çok da benim insiyatifimde gelişmeyen şeyler oldu hayatımda. Çok değiştirmek istediğim şey var geçmişte. Ama geçmişe dönüp yapmak istiyorum hep bunu; Bugünden düzeltmek hiç düşünmediğim ikinci seçenek. Belki de ciddi ciddi artık "Amor Fati".


"Yeni yılda, hâlâ yaşıyorum, hâlâ düşünüyorum: Hâlâ yaşamalıyım, çünkü hâlâ düşünmeliyim. Sum, ergo cogito: cogito, ergo sum. Bugün herkes arzularını ve en içten düşüncelerini ifade etmek için kendine izin veriyor: Öyleyse ben de kendime, kendimden bir armağan olarak isteyeceğim şeyi ve bu yıl kalbimden ilk geçen düşünceyi söyleyeceğim; bu düşünce, ilerki yaşamımın tamamının temeli, güvencesi ve tadı olacak! Şeylerin gerekliliğini onların güzelliği olarak görmek için daha fazla, daha fazla bilgi istiyorum: Böylece ben de şeyleri güzelleştiren insanlardan biri olacağım. Amor fati: Bundan böyle aşkım bu olsun! Çirkine savaş açmak istemiyorum. Suçlamak istemiyorum, hatta suçlayanları bile suçlamak istemiyorum. Tek itirazım, kafamı başka yöne çevirmek olsun! Ve son olarak: Bir gün yalnızca alkış tutan biri olmak istiyorum!" 

diyor Nietzsche 


İyi tamam. Her şey aynı şekilde yine olsundu, beni ben yapan o olanlardı diyelim, tamam güncel bilimsel araştırmalara göre öldürmeyen şey hiçbirimizi güçlendirmiyor, fakat sanırım bizim biz olmamızda etkileri var gibi -yo hâlâ hayır, hayatımı hep sorgulayacağımdır yine de;)- fakat en azından bi miktar kahırlanmayı bırakmalıyım gibi kendi açımdan düşündüğümde. Olacak olan zaten oluyor. Geçmişe dair pişmanlık ya da geleceğe dair kaygı sadece “ şu anı” kaçırmamıza yarıyor. Aslında yaramıyor. İşte bu yüz mükemmel günde kendime gün içinde keyif aldığım alanlar açmaya çabalıyorum. Tıpkı bugün resim kitapları arasında daldığım gibi artık kendimden başka hayatları okumak düşünmek istiyorum. Anda kalmak benim gibiler için o kadar zor ki. Zihnim susmuyor durmuyor ama belki bi anlığına da olsa kontrol etmeyi öğrenmeliyim. Deniyorum. 


Bugünün kelimesi Avventura olsun macera serüven demek. Hayat bir serüven değil de nedir?  


Yürüdüğüm, bolca gözlemlediğim, yazdığım, okuduğum, keyif aldığım şeylere alan açabildiğim mükemmel gündü. Daha güzel günlerde görüşmek üzere. 


https://open.spotify.com/track/6uCi35fnX5zu1SsSNy3KXv?si=f9-lxTEkT6yBdDy_sCIOkA






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

5. GÜN  Beşinci günden merhabalar! Burayı takip eden var mı? Bir ses verin lütfen:) Selamlarım kimlere gidiyor bilmek isterim. Sabah alarmsız uyandım. Bunun bi çok insan için bulunmaz bir nimet olduğunun farkındayım. Çalışan insanların bana özendiğinin de. İnanın özenilecek bir hayatım yok. Ben ne buhranlar geçiriyorum kimsenin haberi olmuyor :)))    Sürekli evde olmanın verdiği psikolojik ağırlığı kimse konuşmuyor mesela. Özel sektörde çalışmanın da ayrı bi zorluğu var. Çalışmanın da çalışmamanın da artısı eksisi var tabii. Hayatımın bu döneminde çalışmıyorum gelecek ne gösterir bilinmez. Bu sıralar sadece “ kendime nasıl daha iyi gelirim “ i düşünüyorum. Tüm çabam bu yönde. Benim gibi herkese bol kepçe şefkat dağıtıp kendine gelince cimrilik yapan bi insan için öğrenilmesi zor meseleler bunlar. Öğreniyorum yavaş yavaş.  Hafif bi kahvaltı yaptıktan sonra ne zamandır ertelediğim omuz ve boyun egzersizlerini yaptım. Kaygılı insanların sorunu sürekli bi yerlerin kasılm...
2. GÜN  Herkesin her yeni şeye pazartesi günü başlama isteğini anlıyordum ama bende bu yöntem hiçbir zaman işlemedi. Uzun zamandır günlerin bi önemi ya da motivasyonu kalmamıştı benim için. Öyle ki 100 mükemmel gün challenge ma dün yani pazartesi başladığımı fark edemeyecek kadar. Bilmeden de olsa ben de artık “pazartesi başlayanlar “ topluluğuna katılmıştım. Sırada önümde yapılması gereken yarışlar varılması gereken hedefler vardı. Sahiden de öyle miydi? Hayır. Peki değişen neydi?   Çocukluğumdan beri her şeyim planlı programlıydı. İdareci ve son derece disiplinli bi babanın kızı olarak büyüdüm. Bize kattığı en güzel haslet daima dakik, planlı programlı dahası yaptığımız işlerde son derece disiplinli bireyler olmamızdı. O zamanlar hatta sonrasında da bunun hep iyi bir şey olduğunu toplum  tarafından takdir edilesi bir özellik olduğunu düşündüm. Hayatımda hep bir sonraki adımım ailem tarafından planlanmıştı. Önümü görebiliyordum. Hep aşılması gereken yollar başarılması ge...
 12. Gün  Mükemmel bir gündü  Her ne kadar yine yeniden sabah ezandan sonra uyumakta zorluk çeksem de ve erken bi saat (09:30 benim için erken evet ) mobilyacıdan gelen telefonla uyandım. Bir saate sizdeyiz dedi. Telefonu kapatıp geri uyudum çünkü neden uyumayayım?  Saat on bire doğru bir ay öncesinden aldığımız koltuklar geldi. Mecbur kalktım artık. Günün ikindiye kadar olan kısmında mobilyaları monte etmek, odaları temizlemek ve yerleştirmekle geçti. A ltı senenin sonunda “kendime ait bir odam” oldu. Salonumuz gri soğuk tonlarda olduğu için bu oda renkli olsun istedim ve turuncu koltukla çağla yeşili berjer sipariş ettim. Odayı yerleştirince eve enerji geldi resmen. Turuncu rengi ya da kiremit rengin de diyebiliriz hayatıma son yıllarda yavaş yavaş dahil ettiğim bir ton. Yeni yıl ajandamı da turuncu renk seçtim. Her şeyi mavi ve mavinin tonları olan benim için büyük riskti ama bu koltuk şimdiden içimi ısıttı. Hem rengin hem de yeniliğin verdiği o taze enerjiye hayr...