53. Gün
Bu sıralar zaman konusunda biraz kaybolmuş hissediyorum. Hayat birden çok hızlandı. Yapılacaklara birikenler eklendi ve ben biraz sersemledim. Ama daha önce bir biçimde içinden geçtiğim buna benzer dönemlere bakıyorum, sonra dönüp şimdiki halime bakıyorum. Valla baya ilerleme görüyorum.
Nefes alıp durmayı öğrenmişim her şeyden önce. Fiziksel, duygusal, zihinsel..Zorlandığım yer bunlardan hangisine denk düşerse düşsün ‘bir dur’ denilen şeyi biraz yapabildiğimi görüyorum. Ama zorluklar bir yere uçmuyor tabii. Son zamanların atmosferi biraz böyle. Halbuki çevremdeki çoğu insan bana kaostan beslendiğimi söyler. Oysa bu kaos halini yaratan benim zihnim. Olanlar da zihnimin dışarıya yansıması. Geleceği merak eden, merak ettiği için sürekli koşan bi kadındım ben…
Neden sabit bir geleceğe doğru yol aldığımız düşüncesindeyiz? Böyle düşünüyoruz çünkü etrafımızdaki şeyler rastgele değil aksine bir düzen içerisindedir. Gündüz geceyi; bir mevsim diğerini takip eder, sabit bir nesne sabit kalmaya, hareket hâlindeki bir nesne hareketini sürdürmeye meyillidir.
Bu gezegendeki hayatı mümkün kılan ve iyi bir ölçüde tahmin edilebilirlik sunan bir durağanlık var aslında. Daha spesifik olmak gerekirse, bir şeyin gerçekleşmesi için ondan önce bir olaylar zincirinde başka bir şey gerçekleşmelidir. Bu bildiğimiz sebep-sonuçtur. Bu yüzden olayların gidişatında kaçınılmazlık görmek cezbedicidir. Felsefede bu görüş determinizm olarak bilinmektedir. Geleceği bilemeyebiliriz fakat yine de bir şeyin mekanik olarak başka bir şeyi beraberinde getirmesiyle bir olaylar zincirinin sonucu olarak gelecek, uyum içinde hareket edecektir. Nihayetinde, kızartma makinesine ekmeği koyduktan ve makineyi çalıştırdıktan birkaç dakika sonra yakın zamanda güzel, sıcak bir ekmeğimin olacağını hatasız bir şekilde tahmin edebilirim.
Ee tahmin edince ne olacak peki? Sanki gece yatağı yatınca, yola çıkınca öylece arabanın camından dışarı bakarken yüzlerce ihtimali düşünmüyormuşum gibi. İşte bu yüz mükemmel günde; başka ihtimallerin varlığını en derinden hissettim. Bu kez endişe verici değildi ama aksine her şeyin bir sebebe mebni olduğunu kabullenen bir yandan geçti saniyeler.
Rahatsızlığımdan ötürü yeni bir şeyler denemeye başlamıştım. Süt ve süt ürünlerini neredeyse hiç tüketmiyorum. Şişkinlik konusunda etkisini görüyorum tabii ama bağışıklık konusundaki etkilerini zaman içinde göreceğim muhtemelen. Fena gitmiyor. Aslında bu ikisine o kadar da bağlı olmayan bir beslenme tarzım olduğunu fark etmiş bulunuyorum. Tek zorlandığım konu peynir. Onu da olgunlaştırılmış yiyorum haftada iki kez. Bu 100 gün vesilesiyle; bağışıklık meselesini çeşitli açılardan önceliklendirmeye başladım. Ki halen ertelediğim halletmem gereken doktor işleri var.
Uzun zamandır direnç gösterdiğim ve bu sebepten ağırlığını hissettiğim bir mesele için harekete geçtim. Ferahlığını hissetmeye bile başladım. Bir sürü italyanca kelime öğrendim. Bir işime yarar mı bilmiyorum tabii :))) Sanat tarihine dair ders videolarının çoğunu biterdim şimdi sıra kitaplarda. Bu alanda severek takip ettiklerimin önerisiyle “ hobi olarak bu alanda bir şeyler öğrenmek isteyenler için kitaplar “ listesi yaptım almak için heyecanlıyım. Tek sıkıntı listenin otuza yakın kitap olması :))) Şimdilik başlangıç seviyesi ve daha genel anlatımlı olanları tercih edeceğim gibi duruyor. Herhangi bi başarı kaygısı olmadan bir şeyler öğrenmek dahası öğrendikçe merakının artması yabancı olduğum hisler. Hoşuma da gitti açıkçası.
Yürüyüşlere başladım. Öyle ki; iki üç gün üst üste çıkmazsam eksikliğini hissetmeye başladım. Bugün mesela; dışarı çıkınca yağmur yağdığını fark edip şemsiyemi alıp yürüyüşüme devam ettim. Yağmurda yürümek çok iyi geldi. Bu şehirde yağmuru romantize etmek de benim gibi işsizlere yakışır zaten. Her zamanki cafeye oturup biraz kitap okudum.
Zihnini sevdiğim insanlardan bazılarını bloglarını takip ediyorum ve ben de bu sayede onların gündemlerini ve sevdiğim zihinlerini daha yakından takip etme şansı yakalıyorum. Fakat biri var ki; artık sosyal mecrada yok. 100 mükemmel gün serisine başlayan, biz takipçilerini de bu yönde harekete geçiren sevgili Zeynep artık sosyal mecralarda yok. Bütün yayımlarını silmiş üzüldüm gerçekten. Hatta bir mail gönderdim görür mü bilmiyorum. Yazdıklarıyla, podcast kayıtlarıyla, atölyeleriyle ruhumu besleyen bana uzaktan da olsa arkadaşlık eden biriydi. Umarım en kısa zamanda döner.
Kendim de yazmaya dönmenin bendeki karşılığını hissetmeye başladım. Bu 100 gün ne harika bir proje oldu. Kalan 47 gün için heyecanlıyım.
Yorumlar
Yorum Gönder