Ana içeriğe atla

 62. Gün 

Hafta sonlarına dair şehri gezmek hariç en çok sevdiğim bir diğer şey; öğleye doğru uzayan kahvaltı faslı. Sofra ortada iken koltukta tv karşısında uzun uzun çay keyfi yapmak. 

Uzun yıllar televizyonumuz olmadı. İlk evimiz çok küçük olduğu için koyacak yer yoktu - ciddili- gerek duymadık. Bilgisiyar işimizi görür dedik. Ne zaman bi otele gittik yatağın ayak ucunda devasa bi tv gördüm ve orada uzanıp keyif yaptım işte o zaman bi ihtiyaç olduğunu anladım. Evinde tv olmayan havalı çiftlerden olacaktık. Popüler kültüre boyun eğmeyecektik derken iki sene önce aniden - her şey gibi - eşim elinde tv ile  geldi. O gün bugündür müptelasıyız. Çok nadir sinemaya gidiyoruz. Senede iki belki. Evimin konforunda film izlemek daha çok hoşuma gidiyor. İşte tüm gün koltukta film izleyip pineklemeyi düşünürken bi çılgınlık yapıp avm ye gittik. Arkadaşlarıma yazdığım mesaj “ Kaç dakikadır avmin otoparkında  geziyoruz park edecek  yer yok! Birileri bu şehirden gitmeli ama ben değil 😭 “.  


Avm gezmeyi hele de hafta sonuysa hiç sevmiyorum. Mecburi olmadıkça da gitmiyoruz zaten. Avm içinde saatlerce gezince en azından günlük yürüyüşümü yaptım diyebiliriz. En büyük artısı bu oldu. 


Günler güzel geçiyor. Buraya yazamamanın birkaç sebebi var aslında. 


Son bir hafta o kadar hızlı geçti ki (her anlamda) ne olup bitti anlayamadım. Çok fazla insan, çok fazla mekan, çok fazla duygu karmaşası, uzun telefon konuşmaları - ki bu çok nadirdir- , ramazandan önce hallolması gereken doktor işleri - hallolmadı- eve dair ardı arkası kesilmeyen eksiklikler…

Derken, baktım bir hafta olmuş.


Yazamama sebeplerimi burada sonlandırıyorum ve minik bir güncelleme yapıyorum hemen.


Tüm bu karmaşanın içinde şöyle bi nefeslenmek, durmak için bolca kitap okudum. Normalde adetim değildir ama aynı anda üç kitaba başladım. Beynimi ne kadar başka şeylerle meşgul edersem iyi olur diye düşündüm. Kitapların hepsi birbirinden bağımsız çok başka konular. Yazarlarını aynı masaya oturtsak ne düşünürlerdi acaba ? Ne konuşurlardı? Ya da konuşmaya cesaret ederler miydi? Bilemiyorum. Hiçbir zaman bilemeyeceğim. 


Ramazan gelmeden yapılacaklar listeme - evet öyle bir liste yapmıştım her konuda her güne dair listelerim var - gitmek istediğim iki sergiyi not etmişim. İkisi de peş peşe gittiğim için mutluyum. Aslında bu pazar gitmek istediğim başka bir resim sergisi de vardı ancak yarına başka bir işimiz çıktı. İki madde de olsa listeme tik atabildiğim için mutluyum. 


Kendime ayırdığım vakit neden asla yetmiyor bilmiyorum. Nasıl hasret içinde kalmışsam kendime. Bu gidişle sabaha kadar oturmam gerekecek kendime ayırdığım zamandan tatmin olabilmek için. Yapmadım da diyemem. Özellikle yalnız yaşadığım dönemlerde bolca yaptım. Ben bir Burhan Altıntop’um galiba. Kendine doyamamak. 


Kendime altı yılın sonunda güzel bir mutfak önlüğü aldım. Yemek yapmak için bir takım motiveler. Benim bir şeyler yapmak için sürekli bir motivasyona ihtiyaç duymam peki? Bunu nasıl aşacağız? Aşacağım yani pardon. Şimdi bu cümlelerim çok saçma mesela. Ne gereği var böyle konuşmanın. Bunları mı konuşmaya geldim bu hayata? Hiç bilmiyorum valla ne yapmaya geldim. Kendimden soğuyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

5. GÜN  Beşinci günden merhabalar! Burayı takip eden var mı? Bir ses verin lütfen:) Selamlarım kimlere gidiyor bilmek isterim. Sabah alarmsız uyandım. Bunun bi çok insan için bulunmaz bir nimet olduğunun farkındayım. Çalışan insanların bana özendiğinin de. İnanın özenilecek bir hayatım yok. Ben ne buhranlar geçiriyorum kimsenin haberi olmuyor :)))    Sürekli evde olmanın verdiği psikolojik ağırlığı kimse konuşmuyor mesela. Özel sektörde çalışmanın da ayrı bi zorluğu var. Çalışmanın da çalışmamanın da artısı eksisi var tabii. Hayatımın bu döneminde çalışmıyorum gelecek ne gösterir bilinmez. Bu sıralar sadece “ kendime nasıl daha iyi gelirim “ i düşünüyorum. Tüm çabam bu yönde. Benim gibi herkese bol kepçe şefkat dağıtıp kendine gelince cimrilik yapan bi insan için öğrenilmesi zor meseleler bunlar. Öğreniyorum yavaş yavaş.  Hafif bi kahvaltı yaptıktan sonra ne zamandır ertelediğim omuz ve boyun egzersizlerini yaptım. Kaygılı insanların sorunu sürekli bi yerlerin kasılm...
2. GÜN  Herkesin her yeni şeye pazartesi günü başlama isteğini anlıyordum ama bende bu yöntem hiçbir zaman işlemedi. Uzun zamandır günlerin bi önemi ya da motivasyonu kalmamıştı benim için. Öyle ki 100 mükemmel gün challenge ma dün yani pazartesi başladığımı fark edemeyecek kadar. Bilmeden de olsa ben de artık “pazartesi başlayanlar “ topluluğuna katılmıştım. Sırada önümde yapılması gereken yarışlar varılması gereken hedefler vardı. Sahiden de öyle miydi? Hayır. Peki değişen neydi?   Çocukluğumdan beri her şeyim planlı programlıydı. İdareci ve son derece disiplinli bi babanın kızı olarak büyüdüm. Bize kattığı en güzel haslet daima dakik, planlı programlı dahası yaptığımız işlerde son derece disiplinli bireyler olmamızdı. O zamanlar hatta sonrasında da bunun hep iyi bir şey olduğunu toplum  tarafından takdir edilesi bir özellik olduğunu düşündüm. Hayatımda hep bir sonraki adımım ailem tarafından planlanmıştı. Önümü görebiliyordum. Hep aşılması gereken yollar başarılması ge...
 12. Gün  Mükemmel bir gündü  Her ne kadar yine yeniden sabah ezandan sonra uyumakta zorluk çeksem de ve erken bi saat (09:30 benim için erken evet ) mobilyacıdan gelen telefonla uyandım. Bir saate sizdeyiz dedi. Telefonu kapatıp geri uyudum çünkü neden uyumayayım?  Saat on bire doğru bir ay öncesinden aldığımız koltuklar geldi. Mecbur kalktım artık. Günün ikindiye kadar olan kısmında mobilyaları monte etmek, odaları temizlemek ve yerleştirmekle geçti. A ltı senenin sonunda “kendime ait bir odam” oldu. Salonumuz gri soğuk tonlarda olduğu için bu oda renkli olsun istedim ve turuncu koltukla çağla yeşili berjer sipariş ettim. Odayı yerleştirince eve enerji geldi resmen. Turuncu rengi ya da kiremit rengin de diyebiliriz hayatıma son yıllarda yavaş yavaş dahil ettiğim bir ton. Yeni yıl ajandamı da turuncu renk seçtim. Her şeyi mavi ve mavinin tonları olan benim için büyük riskti ama bu koltuk şimdiden içimi ısıttı. Hem rengin hem de yeniliğin verdiği o taze enerjiye hayr...