Ana içeriğe atla

 61. Gün 

"Sokrates'e birinin yolculuklarla hemen hemen hiç değişmediğini söylemişler. "Eminim ki, kendini de birlikte götürmüştür" diye yanıtlamış Sokrates.


Yoksa madem hepimize bu cihanda bir yer, olmayan o yerde buluşacağızdır gibi, nereye kadar gideceğiz ya da duracağız? Çünkü yolun sonunda bir yerde mutlaka toplanacağızdır. Ama değil mi ki oraya da aidiyet hissedemeyiz oradan da gidesimiz gelir orayı da kalabalık yaptık çünkü, orası da bir yer'leşti, resmiyet kazandı. Olur bu. Hep oldu. Buna direnmeyelim elbirliği edelim tamam kabul ama cihansız olup bir yerde de buluşmayalım lütfen. Kendilerimizi geride bırakabilir miyiz? Bu böyle herkesin kendine ait müstakil cihansızlığı olarak devam etse olmaz mı? Tamam kendini cihansız hissedenler güruhu olarak varlığınızın saptanmış olmasına hayır hiç asla lafım yok fakat sayınızın artmasından bir miktar rahatsızlık duyuyor olmam cihansızlığımı benciliyorsa, rahatsızım, müstakil cihansız olayım istiyorum, cihansızlıklarımız hayır neden birleşti. Niye böyle tümevardık? Bi niye kalabalıklaştık? Mesele hani o gidebilen ya da gidebilecek olan tüm olası evrenleri saptamaktı?  Buraya nasıl geldik?  Hayır yarıştırılamaz fütursuzluklarımız falan hiç öyle çarpıştırılamaz. Kendimizi terk etmeli ama olmayan o yerde de kendilerini bırakıp gitmişler olarak buluşmamalıyız. Kolektif yapılacak iş mi bu? 


Diğerkâm. / -başkalarının yararını kendi yararı kadar gözetme

düşeş


Son altı seneyi düşünürsek; sesimin rengi bile değişti. Bi değiştim ben. Değişememekle değişilebiliniyor mu? Öyle bir şey oluyorsa değişememem değişti. Niye böyle oldu bu? Zamanın dişlisine çark olmuşlar değiştirmişler sürekli. Herakleitos bile "tek değişmezin değişimin kendisi olduğunu" söylüyorken bana düşmez zıtlarımla zıtlaşmamak; kendimleri kendimlere kırdırmamak, mevcut benden yeni bir ben var etmemek; değişememem de değişebilir elbet, benim de değişememen değişim üzerine demek ki.

Ne garip ama oluşu değişimden soyutlayıp -bu benin hep aynı ben kalacağını- dahası bu -ben kalmanın- bir halt olduğunu sandığımda 2011'de 'Ben Böyleyim' diye single çıkarıp Athena, böyleyim'imin değişebilirliğini fırlattı üzerimize.


İnsanın hatalarla gelişebileceğini, böyleyim'in aslında değişken olduğu ispatlamadı da ne yaptı bu söz şimdi? Böyleysem, hatalarımla. Hatalarım ama benim değişkenliğimden. Değişkenliğim olmasa hatalarım olmaz. Hatalar yoksa ben böyleyim'im değişmez. Sabit bir böylelikten bahsetmiyorsa Athena,  ki sabit olsa hata seviciliği yapmazdı zannediyorum, Athena zamanın Herakleitos'u mudur?  


Nietzsche Herakleitos'un felsefesinden bahsederken;  "Bal hem acı hem tatlıdır. Dünya bir kaptır, içeriği ayrışmasın diye sürekli karıştırılmalıdır. Güneşin yaşam veren aydınlığıyla ölümün karanlığı aynı kaynaktan fışkırır" derken şüphesiz sen ve ters senlerin hatalarla ve zıtlıklarla böyleliğini hep değiştirecek ve bu böyleliğin kafanı öyle karıştıracak ki; değişmiş olmanın acı verdiğini sanacaksın fakat bu seni sen farkında bile olmadan besleyecek yeter ki tadında olan değişime izin ver, evren seni sen evreni sürekli karıştır gibi şeyler söylemek istemiş olabilir pekala. Fakat ben o kadar “ben böyleyim" ki içeriği karıştırmanın değişime ve oluşa dahil olmadığını falan zannettim. O kadar karışıyordu hayatımdaki her şey birbirine, böyleliğim o kadar değişiyordu ki, her an kendimi sürekli biraz da böyle böyle olmak istiyorum derken buluyordum.


"Haz ve acı, bilme ve cehalet, küçük ve büyük bir ve aynı şeydir. [Evrensel zaman oyunu] içinde başkalaşır ve bir aşağı bir yukarı yer değiştirir."


Ezelden beri yaşayan ateş [zaman], oynar, yapar ve yıkar"


Öyle mi Herakleitos zaman oyun mu? 


Bizi buradan da oyacaklar Herakleistos. Of aşırı oyulmadık yerimiz kalmayacak/ kaldımı/dı? Ait olamayacağız. Yok bize sosyal/dijital bir yer. Oyulduk. Değişiyoruz Zaman Oyunu'unda fark etmeden, fark edilmeden. 


X hesabımda nereden gördüğümü ve ne zaman kaydettiğimi hatırlamadığım bir görsel arka planımda profile giren insanları selamlıyor. Ağaçlık bir alanda gri palto giyen, elinde kocaman çantası olan bir adam. Onu uzaklarken kameraya almış biri. Hangi film sahnesinden bilmiyorum. Bildiğim tek şey o fotoğraf üzerine yazılmış cümlelerin hayatımın - varsa öyle bi şey - yaşam felsefesini oluşturması. 


Hayatta güzel olan şey; her şeyin değişmesi ve bize değişme şansının verilmiş olmasıdır” 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

5. GÜN  Beşinci günden merhabalar! Burayı takip eden var mı? Bir ses verin lütfen:) Selamlarım kimlere gidiyor bilmek isterim. Sabah alarmsız uyandım. Bunun bi çok insan için bulunmaz bir nimet olduğunun farkındayım. Çalışan insanların bana özendiğinin de. İnanın özenilecek bir hayatım yok. Ben ne buhranlar geçiriyorum kimsenin haberi olmuyor :)))    Sürekli evde olmanın verdiği psikolojik ağırlığı kimse konuşmuyor mesela. Özel sektörde çalışmanın da ayrı bi zorluğu var. Çalışmanın da çalışmamanın da artısı eksisi var tabii. Hayatımın bu döneminde çalışmıyorum gelecek ne gösterir bilinmez. Bu sıralar sadece “ kendime nasıl daha iyi gelirim “ i düşünüyorum. Tüm çabam bu yönde. Benim gibi herkese bol kepçe şefkat dağıtıp kendine gelince cimrilik yapan bi insan için öğrenilmesi zor meseleler bunlar. Öğreniyorum yavaş yavaş.  Hafif bi kahvaltı yaptıktan sonra ne zamandır ertelediğim omuz ve boyun egzersizlerini yaptım. Kaygılı insanların sorunu sürekli bi yerlerin kasılm...
2. GÜN  Herkesin her yeni şeye pazartesi günü başlama isteğini anlıyordum ama bende bu yöntem hiçbir zaman işlemedi. Uzun zamandır günlerin bi önemi ya da motivasyonu kalmamıştı benim için. Öyle ki 100 mükemmel gün challenge ma dün yani pazartesi başladığımı fark edemeyecek kadar. Bilmeden de olsa ben de artık “pazartesi başlayanlar “ topluluğuna katılmıştım. Sırada önümde yapılması gereken yarışlar varılması gereken hedefler vardı. Sahiden de öyle miydi? Hayır. Peki değişen neydi?   Çocukluğumdan beri her şeyim planlı programlıydı. İdareci ve son derece disiplinli bi babanın kızı olarak büyüdüm. Bize kattığı en güzel haslet daima dakik, planlı programlı dahası yaptığımız işlerde son derece disiplinli bireyler olmamızdı. O zamanlar hatta sonrasında da bunun hep iyi bir şey olduğunu toplum  tarafından takdir edilesi bir özellik olduğunu düşündüm. Hayatımda hep bir sonraki adımım ailem tarafından planlanmıştı. Önümü görebiliyordum. Hep aşılması gereken yollar başarılması ge...
 12. Gün  Mükemmel bir gündü  Her ne kadar yine yeniden sabah ezandan sonra uyumakta zorluk çeksem de ve erken bi saat (09:30 benim için erken evet ) mobilyacıdan gelen telefonla uyandım. Bir saate sizdeyiz dedi. Telefonu kapatıp geri uyudum çünkü neden uyumayayım?  Saat on bire doğru bir ay öncesinden aldığımız koltuklar geldi. Mecbur kalktım artık. Günün ikindiye kadar olan kısmında mobilyaları monte etmek, odaları temizlemek ve yerleştirmekle geçti. A ltı senenin sonunda “kendime ait bir odam” oldu. Salonumuz gri soğuk tonlarda olduğu için bu oda renkli olsun istedim ve turuncu koltukla çağla yeşili berjer sipariş ettim. Odayı yerleştirince eve enerji geldi resmen. Turuncu rengi ya da kiremit rengin de diyebiliriz hayatıma son yıllarda yavaş yavaş dahil ettiğim bir ton. Yeni yıl ajandamı da turuncu renk seçtim. Her şeyi mavi ve mavinin tonları olan benim için büyük riskti ama bu koltuk şimdiden içimi ısıttı. Hem rengin hem de yeniliğin verdiği o taze enerjiye hayr...