Ana içeriğe atla

 49. Gün 

Üç gün oldukça hareketli geçtiği için yazma fırsatı bulamadım. Gerçi o fırsatı aramadım da. O yüzden ‘bulamadım’ iyi bir kelime seçimi olmadı. Şimdi ise hazır misafirlikten gelmiş koltukta uzanmışken  yazmak istedim. Bana eşlik etsin diye televizyondan sevdiğim müzik kanalını açtım. 

Sınavlar, avm işleri, ev işleri ve beynimde bi türlü kapanmayan sekmelerle geçen üç gün. Haftanın kapanışını da hatta ayın kapanışını yapmaya geldim. Sosyal medyadan anladığım kadarıyla ocak yı herkese çok yavaş geçmiş. Benim için ne hızlı ne de yavaştı. Evet bu ay halletmem gereken çok iş vardı ama yavaşlıktan ziyade zamanın yetmediği anlar da oldu. Bu ay bol bol gezdim çok fazla yürüyemedim sanırım çünkü son haftalar hava hep yağmurluydu. Dün sabah ve öğlen sınava gidip gelirken yürüyüşümü de yapmış oldum. Fakat bu sabah uyanamadığım için sınava dolayısıyla yürüyüşe gidemedim.

Buraya yazmadığım günler başka yerlere yazdım. Son günlerde cömertlik kavramı üzerine çok düşüyorum. Bu sadece maddi anlamda değil. Sevgimizden, sabrımızdan, merhametimizden, zamanımızdan, anlayışımızdan çokça hatta karşılık beklemeden cömertçe verdiğimiz günler… O günler geride mi kaldı? Benim için evet. İnsan öz değerinin farkına vardıkça belki biraz bencilce ama hayatının merkezine iyilik halini koydukça, insanlara olan iletişiminde de temkinli davranmaya başlıyor. Ya da deniyor diyeyim. En azından ben öyleyim. Fakat bir konu var ki; o konuda cimrilik yapamıyorum. 

Bu hayatta en cömert olduğum şey sevgi diyebilirim. Herkese sabretmem, herkese vefa  duygusu beslemem, vefa hissettiğim için yıllarca süren bir ilişkiyi bana iyi gelmiyor diye sürdürmem ama ama… Hayatımdayken çok güzel severim sevdiğimi hissettirim. Küçük kız çocuğu kalbim sanır ki; “ Ne kadar çok seversem o kadar çok sevilirim”.  Bu yanlış bir düşünce biliyorum. Böyle olmadığını defalarca tecrübe ettim. Eğer o ilişkide yollarımız kötü ayrılmadıysa uzaktan sevmeye devam ederim. Bakınız; sevgide cömertlik. Tüm bunlardan sonra değer yargılarım beni karşılar. Sana yakışmıyor, kendinle çelişiyorsun- hayattaki en büyük pratiğim her an kendimle çelişmektir zaten- desem de yine yeniden sevmekten vazgeçmem. Sevgi sanırım benim için umudun anahtarı. Seviyorsam umut vardır diye düşünüyorum. Sevgi pıtırcığı gibiymişim gibi yazdım ama aslında son derece melankolik biriyimdir. O yüzden umudumu taze tutmak yeniden diriltmek için ekstra çaba göstermem gerekiyor. Sevmek ise; sebepler bulmaktan daha kolay. Seviyorsam umut vardır. 

Nefret duygusu kadar insanı yoran bir şey yok. Kin tutabilen biri değilim. Kolay kolay kimseden nefret de etmem ama zamanında bu duyguyu kalbimin en derinlerine hissettim. Neticede yorulan ben oldum. Bundan sebep herkeste sevecek bir sebep aramaya koyuldum. Ne kadar farklı olsakta. Sanırım burada da işi biraz abarttım ama şikayetçi değilim. Bu dünyada ardımdan bir cümle kelam edilecekse; sevgide çok cömertti desinler isterim. 

Yarın yeni bir ay, yeni bir hafta, yeni bir gün ve de kandil daha ne olsun? 

Ha bu arada zeytini ve zeytin ağacını çok severim ❤️

https://open.spotify.com/track/7muFra7JBMg1i91aL4Tl52?si=YvNlo9a-TauU-dOtnGTQpw


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

5. GÜN  Beşinci günden merhabalar! Burayı takip eden var mı? Bir ses verin lütfen:) Selamlarım kimlere gidiyor bilmek isterim. Sabah alarmsız uyandım. Bunun bi çok insan için bulunmaz bir nimet olduğunun farkındayım. Çalışan insanların bana özendiğinin de. İnanın özenilecek bir hayatım yok. Ben ne buhranlar geçiriyorum kimsenin haberi olmuyor :)))    Sürekli evde olmanın verdiği psikolojik ağırlığı kimse konuşmuyor mesela. Özel sektörde çalışmanın da ayrı bi zorluğu var. Çalışmanın da çalışmamanın da artısı eksisi var tabii. Hayatımın bu döneminde çalışmıyorum gelecek ne gösterir bilinmez. Bu sıralar sadece “ kendime nasıl daha iyi gelirim “ i düşünüyorum. Tüm çabam bu yönde. Benim gibi herkese bol kepçe şefkat dağıtıp kendine gelince cimrilik yapan bi insan için öğrenilmesi zor meseleler bunlar. Öğreniyorum yavaş yavaş.  Hafif bi kahvaltı yaptıktan sonra ne zamandır ertelediğim omuz ve boyun egzersizlerini yaptım. Kaygılı insanların sorunu sürekli bi yerlerin kasılm...
2. GÜN  Herkesin her yeni şeye pazartesi günü başlama isteğini anlıyordum ama bende bu yöntem hiçbir zaman işlemedi. Uzun zamandır günlerin bi önemi ya da motivasyonu kalmamıştı benim için. Öyle ki 100 mükemmel gün challenge ma dün yani pazartesi başladığımı fark edemeyecek kadar. Bilmeden de olsa ben de artık “pazartesi başlayanlar “ topluluğuna katılmıştım. Sırada önümde yapılması gereken yarışlar varılması gereken hedefler vardı. Sahiden de öyle miydi? Hayır. Peki değişen neydi?   Çocukluğumdan beri her şeyim planlı programlıydı. İdareci ve son derece disiplinli bi babanın kızı olarak büyüdüm. Bize kattığı en güzel haslet daima dakik, planlı programlı dahası yaptığımız işlerde son derece disiplinli bireyler olmamızdı. O zamanlar hatta sonrasında da bunun hep iyi bir şey olduğunu toplum  tarafından takdir edilesi bir özellik olduğunu düşündüm. Hayatımda hep bir sonraki adımım ailem tarafından planlanmıştı. Önümü görebiliyordum. Hep aşılması gereken yollar başarılması ge...
 12. Gün  Mükemmel bir gündü  Her ne kadar yine yeniden sabah ezandan sonra uyumakta zorluk çeksem de ve erken bi saat (09:30 benim için erken evet ) mobilyacıdan gelen telefonla uyandım. Bir saate sizdeyiz dedi. Telefonu kapatıp geri uyudum çünkü neden uyumayayım?  Saat on bire doğru bir ay öncesinden aldığımız koltuklar geldi. Mecbur kalktım artık. Günün ikindiye kadar olan kısmında mobilyaları monte etmek, odaları temizlemek ve yerleştirmekle geçti. A ltı senenin sonunda “kendime ait bir odam” oldu. Salonumuz gri soğuk tonlarda olduğu için bu oda renkli olsun istedim ve turuncu koltukla çağla yeşili berjer sipariş ettim. Odayı yerleştirince eve enerji geldi resmen. Turuncu rengi ya da kiremit rengin de diyebiliriz hayatıma son yıllarda yavaş yavaş dahil ettiğim bir ton. Yeni yıl ajandamı da turuncu renk seçtim. Her şeyi mavi ve mavinin tonları olan benim için büyük riskti ama bu koltuk şimdiden içimi ısıttı. Hem rengin hem de yeniliğin verdiği o taze enerjiye hayr...