Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
 46. Gün  İnsanla temas etmenin iyi geldiği bir gün daha. Ki bu nadir olan bir şeydir benim için. İnsan sevmiyor değilim aksine inatla her insanda sevilecek bir şeyler bulurum. Çok sevgi dolu bi insanımdır. Fakat son yıllarda bu yakın temas bana iyi gelmemeye başladığı için ve sınırlarını çizmekte usta biri olduğum için kendi kabuğumda geçiyor günlerim. Sınır demişken; sanırım kişisel gelişim olarak belkide hayatta en iyi yapabildiğim şey kişiler fark etmeksizin hayır diyebilmek ve sınırımı çizebilmek. Buraya bi alkış emojisi hemen. Ne diyordum; temas ha evet. İki saatlik bir sohbet; beni bu eve bu mahalleye köklenmeye başlayabilmem için küçük adımlardı. Zira sohbet ettiğim yeni tanıştığım insanlar beni sevgiyle ve ilgiyle kucaklamış kiracı değil de ev sahibi olmama sevinmişlerdi. Bilmiyorlar ki; benim çok çabuk sıkılma huyum vardır. Hayat şartları elverseydi asla bi yerde sabit durmak istemezdim. Daimi gezmek ve keşfetmek. Gittiğim her yerde yabancı olmam demek çok daha özgür...
 45. Gün Dün gece yine uyuyamadım. Bu durum artık beni zorlamaya başladı. Ne kadar uykusuz olsam da sabah erkenden yola düştüm. Her ne kadar aynı yakada olsakta bana bir saat uzaklıkta olan bi eve davetliydim. Bu şehre yeni taşındığımızda; sırf ortamım olsun diye başvurduğum ilk işimden okulumdan bana kalan arkadaşlarla buluştum. Malum onlar çalışmaya devam ediyor ve okullar tatil olunca toplanalım demişler sağolsunlar beni de unutmamışlar. Bu bana kendimi çok değerli hissettirdi. Ne zaman toplansalar haber etmeye çalışıyorlar ben de elimden geldiğince katılmaya çalışıyorum. Beş yıl geçse de demek ki; halen aramızda bi bağ var. Beş yıl demişken; beş yıl boyunca hiç görüşmedik değil. Senede üç kez falan görüşüyoruz. Onların çalıştığı, birbirine yakın oturduğu, benim taşındığım senaryoda bence yine makul bir sayı.  Gidince öğrendim ki; onlar arada okul çıkışı yine buluşuyorlarmış her ne kadar farklı okullarda olsalar da. Önemli değil dedim. Ben zaten uzaktayım. Anlık programlara...
 44. Gün  Günler sonra, sonunda buraya uğrayabildim.  Hafta sonu hastahane işleri ve şehri gezmekle geçti. Uzun zamandır - bir ay - şehri turist gibi gezmiyorduk. İyi oldu. Sanata ve mimariye doydum diyebilirim. Son günlerde enerjik ve heyecanlı hissetmek için motivasyona ihtiyacım olmadığını fark ettim. Bir şeyin içine girince o geliyor. O yüzden ben bunu bir duygu beklemek gibi değil, bir moda geçmek gibi görüyorum. İlk adım bedeni harekete geçirmek. Çünkü heyecan dediğimiz şey biraz da fizyoloji. Oturduğum yerden hadi kalk Betül biraz enerjik ol deyince olmuyor. Kalkıyorum, her gün dinlediğim podcasti açıyorum. Evin içinde bile olsa üç beş dakika hareket, camı açıp soğuk hava ya da soğuk duş. Evi toparlıyorum. Kahvaltı? Kahvaltı yapmayı çok sevsem de son aylarda iyice boşladım diyebilirim. Kahvaltı yapmıyorum. Bazı zamanlar gevrekle geçiştiriyorum. Çay içmediğim için, bakın açlıktan değil çaysızlıktan başım ağrıyor.  Sonra küçük bir hedef seçiyorum. Büyük planlar ...
  40. Gün İki günlük aranın sonra tekrar merhaba :) İki gündür başım çok ağrıyordu. Hiçbir şey yapamadım gerçek anlamda hiçbir şey. Sinüzitim var ama uzun zamandır hiç bu kadar çok ağrımamıştı.   Şu an kendimi iyi hissediyorum. Hastalanmak ise, genel olarak, yaşamın dışına atılmışım gibi hissettiriyor çoğunlukla. Kendimi bildim bileli hastalandığım zaman bu his de beraberinde geliyor. Ne zaman nasıl geliştirdim bu inancı bilmiyorum. Kendi inandığı değerler ve yaşam biçimi konusunda talepkar olmayı kendine hak gören babam yalnızca hastalandığında ‘kusura bakma sana zahmet veriyorum’ dediğinden bana da dünya ters yüz olmuş, anormal bir durumun içindeyiz gibi hissettiriyor sanırım hastalık hali.   Ki bunları sadece uzun zaman sonra beni ziyaret eden baş ağrısı için yazıyorum. Çok hasta olan biri değilimdir. Çok da dikkat etmem önemseme kendimi aslında. Çoğu insan kış geldi mi kendini bakıma çeker falan hiç yapmam öyle şeyler. Ihlamur çayı bile içmedim. Öyle işte . Uzun yılla...
 37. Gün  Bir objeyi, sözü, şiiri, heykeli, resmi, görüntüyü, akışı, hareketliliği, durağanlığı, bilinç akışını, zihin resmini; kolajı, asamblajı, dijitali, pixeli, gravürü, mermeri, taşı, el işini, ip işini, tekstil işini, görsel işi yani çeşitlerini sonsuza kadar sıralayabileceğimiz bu tüm kişi ve kişilerin tarih öncesi çağlardan beri yapageldikleri her şeyi sanat eseri yapan tam olarak nedir? Neye, neden sanat diyoruz? Bu soruları gündelik hayatta dile getirmesek de çok sık düşünürüz. Hatta ilk gardımız anlamlandıramadığımız o "şey" karşımıza dikildiğinde düşer. Çoğunlukla çünkü " şeyleri " sanat eseri olmak ya da olmamakla ilişkilendirdiğimizde tartışmalar meydana gelir. Herkesin sanat anlayışı -tüm şart ve dengeleri bir araya getirip oluşumun neye bağlı olduğunun çıkarsamasını yapamadığımızla ve çeşitli güzellik algılarıyla etrafı gözlemlediğimiz gerçeğiyle de ilintili olarak- farklıdır. Bu hengamede " O şeye neden sanat diyoruz?"  gibi nesneyi ön...
  34. 35.   36. Gün  “Hafta sonları, insanın kendine daha çok benzediği zamanlardır “ desem kimlerin aklına Before Sunrise gelir?  Hafta içleri - neden böyle bi ayrım var halen çözemedim yani cumartesi pazar da hafta içi olabilirdi - insanların maskelerini takıp sevmediği işlerde sevmediği insanlarla sabahtan akşama kadar bi arada durma zorunluluğu olduğu günler, desek yanlış bi tabir olmaz sanırım. Bir zamanlar benim için de öyleydi. Çalışırken yani. Bu pazar gününün konusu onu sonra anlatayım önce cumartesiden başlayayım.  Cumartesi günü aslında dışarı çıkıp uzunca yürümek gibi bi planım vardı ama hava çok soğuk olunca açıkçası çıkmak istemedim. Yalnız olduğum için kahvaltıyı geçiştirdim. Öğleden sonraya kadar podcast dinleyerek evi temizledim.  İrlanda’ da bir söz varmış; türkçesi “ ev mühendisliği “. Bir filmde geçen diyalog; “ Bana ev mühendisliğini verdi”. Vay canına ! Ev hanımı tabirini hiç böyle düşünmemiştim! Mühendis deyince daha mı havalı oldu? ...