Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
17. Gün  Bu sabah uyanır uyanmaz aklıma düşen ilk şey yürüyüşe çıkmaktı. Kahvaltı bile yapmadan evden çıktım. Sitenin altındaki fırından poğaça alacaktım ki; kredi kartımı unuttuğumu fark ettim. Geri dönmek zorunda kaldım. Eve çıkacakken bloğun giriş kapısında telefonum çaldı. Oysa ki ben evden çıkmadan uzun uzun aramıştım açan olamamıştı. Girişte telefonda teyzemle konuşurken; yeni taşındığımız için (yedi ay oldu) sitedeki kimseyi tanımadığımdan bahsederken yanıma genç bi hanımefendi geldi. Meğer asansörün önünde beklerken benim telefon konuşmamı duymuş . Ayak üstü tanıştık. Çok samimi içten davrandı. Telefon numarasını verdi. Ben de onu dışarıda kahve içmeye davet ettim işleri olduğu için gelemeyeceğini söyledi ama kendi evlerine davet etti. Hiç beklenmedik bi anda gerçekleşen bu tanışma günün en büyük süpriziydi. Nasıl devam edecek merakla bekliyorum. Evin çevresinde yürümeme rağmen tanıdık kimse ile karşılaşmadım ve buna çok sevindim. Yürüyüşlerim bir biçimde ibadete dönüştü be...
16. Gün Yorgunluktan keyif alan kaç kişiyiz? Özellikle zihnim ve bedenim paralel bir şekilde yorulduysa yorgunluğun en güzel hali olmuş oluyor benim için. En zor olanı da bedenimin hiç yorulmayıp zihnimin çalışmaktan çöktüğü zamanlar. Şu an ilk versiyonun keyfi ile yazıyorum bu satırları. Bugün spor salonuna inemedim dışarı yürüyüşe de çıkmadım. Yarın hava şartları ne olursa olsun yürüyüşe çıkmak istiyorum hem de biraz uzağa gitmeyi deneyeceğim.  Sabah uyanır uyanmaz kitabımın son sayfalarını okudum. Bu kitap ve içindeki Cemile karakteri yüreğimde bi yerlere dokundu. Vedalaşmak biraz zor oldu. Bu yılı bu güzel kitapla kapattığım için mutluyum.  Öğleden sonra kendime söz verdiğim üzere bir saat sahih i buhari dersimi dinledim. Kitabım da geldiği için kitaptan takip etmek ayrıca keyifli. Eski zamanlarımı hatırlatıyor. Bu dersi her gün yapmaya gayret gösteriyorum çünkü gerçekten ruhuma iyi geliyor. Bir saat de olsa dünyevi şeylerden uzak kalmak, sahabe zamanına perde aralamak ben...
14. /15 Gün Dün buraya yazmayı tamamen unutmuşum. Ertelemek ya da üşenmek değil. Aklımdan çıkmış. 14. gün yani pazar sabahı erkenden sınava gittim geldim sonrasında güzel bi kahvaltı hazırladım. Kahvaltı yaptıktan sonra evin erkek bireyi rahatsızlandı. Apar topar ambulans çağırdık. Beni ambulansa almadılar şaka mı ? Arabamız otoparkta ama benim ehliyetim yok malum hemen bize yakın oturan arkadaşımı (arkadaşım mı tam emin değilim yeni yeni arkadaş olacak gibiyiz ) aradım. Arabasıyla geldi beni aldı hastaneye gittik. Akşam eve geldiğimizde sanırım saat yediydi. Yavaş başlayan ama hızlı biten bir gün oldu. Şu ehliyet mevzusunu da bi ara konuşalım. Bugünse sabah erkenden çalan telefonla uyandım ki; bu hiç sevmediğim bi şeydir. Kahvaltı sonrası evin rutin işleriyle ilgilendim. Ne kadar yorulmuş olsam da öğle ezandan sonra sitenin spor salonuna indim. Elli dakika yürüdüm. Yürüyüş yapmaya alıştıkça bir gün yapmasam eksikliğini hissetmek hoşuma gidiyor. Yürüyüşten gelince sıcak bir duş aldım. ...
13. Gün  Sabah sınav merkezine gitmek için saat dokuza doğru evden çıktım. Çıktım çıkmasına ama dışarıda karla karışık yağmur vardı. Uzun zamandır beklediğim kar tanelerini görünce çok sevinsem de fırtına yüzünden sevincim uzun sürmedi diyebilirim. Evden çıkmadan en azından pencereyi açıp hava nasıl diye baksaydım daha kalın giyinirdim. Geri de dönemem o zaman geç kalırdım. Neticede üzerim ince, ellerim ve yüzüm buz tutmuş şekilde yola koyuldum. Sınava gireceğim okul her zaman yürüyüş yaptığım cadde üzerinde olduğu için arabayla gitmeme gerek yoktu. Bu eve taşınmadan önce de bu okulda sınava geliyordum. Nasipte bu sene yürüyerek gitmekte varmış. Sabahın erken saatinde esnaflar bile dükkanları açmamışken cadde yürüyen belkide tek insandım. Yoldan geçen bi kaç araba vardı hepsi bu. Hem üşüyüp hem de yürüyüş yapmaktan saçma bi şekilde keyif aldım. Hava beklediğimden çok ama çok soğuktu. Neyse ki okul sıcaktı. Sınava gelen çok az öğrenci vardı. Şaşırmadım. Geçen seneler yine havalar bö...
 12. Gün  Mükemmel bir gündü  Her ne kadar yine yeniden sabah ezandan sonra uyumakta zorluk çeksem de ve erken bi saat (09:30 benim için erken evet ) mobilyacıdan gelen telefonla uyandım. Bir saate sizdeyiz dedi. Telefonu kapatıp geri uyudum çünkü neden uyumayayım?  Saat on bire doğru bir ay öncesinden aldığımız koltuklar geldi. Mecbur kalktım artık. Günün ikindiye kadar olan kısmında mobilyaları monte etmek, odaları temizlemek ve yerleştirmekle geçti. A ltı senenin sonunda “kendime ait bir odam” oldu. Salonumuz gri soğuk tonlarda olduğu için bu oda renkli olsun istedim ve turuncu koltukla çağla yeşili berjer sipariş ettim. Odayı yerleştirince eve enerji geldi resmen. Turuncu rengi ya da kiremit rengin de diyebiliriz hayatıma son yıllarda yavaş yavaş dahil ettiğim bir ton. Yeni yıl ajandamı da turuncu renk seçtim. Her şeyi mavi ve mavinin tonları olan benim için büyük riskti ama bu koltuk şimdiden içimi ısıttı. Hem rengin hem de yeniliğin verdiği o taze enerjiye hayr...
11. Gün Yine gecenin sonuna kaldı bloga uğramak. Böyle olunca pek yerleşemeden yazıyorum tabii.   Sahurdan sonra saat dokuz buçuğa kadar hiç uyuyamadım. Kalkıp salona geldiğimde ise dış kapının oradan bi ses işittim. Biri asansörün önünde şarkı söylüyordu hem de rap. Rüya mı görüyorum acaba dedim bi an. Koridordaki adam kafayı bulmuş gibi sesler çıkarıyordu. Acaba hasta mı sarhoş mu cidden şarkı mı söylüyor derken üç dört dakika bekledim. O beyfendi de bağıra bağıra koridorda rap söylemeğe devam etti. Biraz daha susmasaydı güvenliği arayacaktım. Neyse ki asansöre bindi gitti. Ne yaşadım şimdi ben dedim. Döndüm yatağa zor da olsa tekrar uyudum.  Öğle saatlerinde uyandım fakat bugün kandil olduğu ve oruçlu olduğum için canım hiç yürüyüşe çıkmak istemedi. Kendimi o kadar enerjik hissetmedim. Dün arkadaşımla yeteri kadar yürümüştüm. Ayrıca bir gün saatlerce sosyalleşince ertesi gün yataktan çıkmak dahi istemiyorum.  Gördüğüm rüyadan çok etkilendiğim için - rüyamda çok mutluyd...
10. Gün  Gün benim için erken başladı. Kahvaltı bile yapmadan acele bi şekilde metroya bindim. En yakın arkadaşımla dışarıda buluştuk daha önce gittiğimiz bi mekana oturduk. Uzun uzun kahvaltı yaptık sohbet ettik. Geçen hafta benim evimde görüşmemişiz gibi ya da öncesinde yine aynı mekanda uzun uzun kahvaltı yapmamışız gibi hasret giderdik. İnsanın çocukluğu, gençliği bi film şeridi gibi geçiyor gözlerinin önünden. Anılar birbiri kovalıyor. Her şeye rağmen atılan kahkahalar gözlerimizden yaşı silip süpürüyor. Saatler birbirini kovaladı gün yetmedi ama yarın için tekrar ve son kez buluşmak için sözleştik evlerimizin yolunu tuttuk.  Bugün yapabildiğim tek şey bol bol yürümekti. 9078 adım atmışım. Hiçbir şey yapamıyorsan bile yürümelisin, demiştim kendime. Yürüdükçe; yürüyüşün aslında “ hiçbir şey “ olmadığını gördüm. Bol bol yüyüyüş , bol bol çay, bol bol kahkaha. Çalışmam gereken dersleri çalışamadım, izlemem gereken videoları izleyemedim. Kendimi suçlu değil aksine mutlu hisse...
 9. Gün  Bugün biraz keyfim yoktu açıkçası. Hasta gibiyim ama değilim de. Mevsim geçişinde çoğu insan hasta olmuş görüyorum duyuyorum. Ben en son ne zaman hasta olduğumu hatırlamıyorum bile. Pandemi zamanında bile çalıştığım halde hasta olmamıştım. İki tane aşı işe yaradı mı dersiniz? Bilmiyorum. Böyle söyleyince hasta olmak istediğim anlaşılmasın gurbette en son istediğim şeydir hasta olmak. Bi kere oldum çok zor gerçekten. Benimkisi mental yorgunluk diyelim. Yakın zamanda kan değerlerime de baktırdım gayet iyi çıkmıştı ama ara ara üzerime çöken bu halsizliğin açıklaması nedir bilmiyorum. Tüm bunları düşünürken zor oldu ama sonunda yataktan kalktım . İki gündür burada çok yağmur yağdığı için yürüyüşe çıkamadım. Ufak egzersizlerle geçiştirdim. Bir de yarın dışarıda olacağım için zaten yürüyüş yapacağım diye kendimi telkin ettim. Evde yapılacak işlere bir bir tik attıkça rahatladığımı fark ettim. Oysa başlamak ne kadar zordu. Tüm bunları yaparken ikindi ezanı çoktan okunmuştu....